20 Ekim 2010 Çarşamba
'Devr-i İstanbul'atmosferine bir eleştiri...
Merhaba,Ekim ayında 'Perde' diyerek açılan tiyatro sezonuna bu ay programdaki oyunların çoğunu izlediğimizden dün akşam ancak kişisel olarak 'Perde' diyebildik sponsorum İclal ve ben:) (Şey bu cümle devrik dozajını fazla mı aştı ne:)) O "bunu herkese söyleme" dese de ben "aaa olur mu öyle şey ben senin ne kadar iyi biri olduğunu dillendirmeyi seviyorum, hem demek ki sen iyisin arkadaşın bu kadar iyi diyorlar bana" dediğimde "yani kendine bir pay çıkartıyorsun gene" dedi:)))))) Koptum yaaa :))))) Velhasıl dün akşamki oyundan bahsetmeden 18 Eylül akşamı 2.kez izlediğim Devr-i İstanbul'un yeniden kritiğini yapmasam da o günkü atmosfer ile ilgili yorum yapmadan geçemeyeceğim. Devr-i İstanbul ,İstanbul'un başlangıcından bugüne değin geçen tarihini kostümlerle,slayt sunum ile,harika bir sahne ile ve dönemsel şarkılarla anlatıyor,hatırlatıyor. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda yine ücretsiz olarak oynanacağını duyunca kaçırmak istemedim. Aynı keyifi aldım,şarkılara eşlik ettim,güldüm,eğlendim. Slayt gösterimi sırasında günümüze yaklaşıldığında gazete manşetinde "Ve Tayyip hapiste" başlığı gösterildiğinde salonun genelinden gelen alkış çok üzücü. Her manşette ya protesto için, ya da anmak için alkış tutuluyordu lakin Milli Eğitimin müfredatında okutulan bir şiiri okuduğu için hapse atılmış bir adama görüşlerine karşı oldukları için alkış tutan,hapse atılmasından hoşnut olan insanların olması beni çok üzdü. Hoşlanmadım bu manzaradan. Herkes tepkisini elbette dile getirmeli ama tiyatro salonu buna alet edilmemeli . "Ortak payda maalesef bir parti kaynaklı olaylara yaklaşırken ortaya konulan subjektif yaklaşım" diyen bir arkadaşımın görüşüne katılıyor ve objektif bakmayı bilen,herkes için özgürlük isteyen bireyler olmayı umut ediyorum. Sevgiyle kalın; ve dahi saygıyla.Pek tabi sanatla...
İki şekerli ,bir sade:)
Merhaba, gerçek dünyaya döndüm sonunda:) Valla gezerken ,yazarken yorulduğum gibi yorulmadım:) Hatta hiç yorulmadım ama görev addettiğim (!) yazma işleminde çok efor sarfettim:) Resmen yazı dizisi (!)yayınladım yaw:))) Günlerime gelince söz verdiğim gibi özet geçerek geçiştireceğim,ama sadece bu seferlik:)) Her zaman bunu benden bekleme günlükcağazım:) Sukut-u hayale uğrarsın söyleyeyim:))))
Döndükten sonraki ilk hafta Salı (5 Ekim) günü evlendiğinden beri izin günleri bize uymadığı için "hayırlı olsun" demeye gidemediğimiz kuzen Ali 'ye gittik annem, teyzoş, Rukiş, Ülkü, Saliş, Eyüp ve çocuklar ile:) Evet bunca kişi bir arabaya doluştuk ve fasıl eşliğinde İst'un kötü trafiğinde sürünerek ama keyifle gittik geldik:) O uzun yola ve trafiğe bir "hayırlı olsun" demek için gidilir mi yaw:) Şaka bir yana Gönül'ü veAli'yi özlemişiz kuzenler bir arada güzel bir akşam geçirdik. Nilü'de geldi oraya ,dönüşte arabada o da vardı:))))))
Teyzoş doktor kontrolleri için bir kaç gün bizde kaldı. Babamın tv izlerken çıt çıkmamasına rağmen "sus" demelerinden öyle rahatsız oldu ki durup durup "ben melek gibi adamı mı boşadım aceba" diye iç sesini dillendirdi:)))))
9 Ekim Cmt günü Arzu ablama geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk annem ile. Elmas,Neşe hala,Necmiye yenge ve Necla yenge de vardı.Arzu ablacığım bizi çok korkuttun Rabbim bu korkuyu bir daha yaaştmasın,seni çok seviyorum. Aynı akşam Annemin dayı kızı Ayşegül'ün nişan merasimine katıldık babam ve annem ile.
Bir akşam İclal'de kaldım ve barıştık:) Tiyatro sezonu açıldı ya gönüllü tiyatro sponsorum bu sene:). Dostluğunu ve tiyatroyu kaybetmek istemedim:) Şaka bir yana İclal seni çok seviyorum,küs olmaya haklı da olsam dayanamadım:) Bende yaş ilerledikçe mız mız ,huysuz bir kadın mı oluyorum ne:) Hafazanallah...
Bir akşam da maaile yemeğe kuzen Savaş'ın davetlisiydik. Eşi Muteber harika mamalar hazırlamış bize,teşekkür ederiz ellerine sağlık,kesenize bereket...
Geçen hafta Cumartesi günü eski komşum Gönül ablada buluştuk yine eski komşularım Figen ve annesi ,Selma abla,Hatice abla ile birlikte. Onları çok özlemişim orta yaş üstü kadınlarla ancak bu kadariyi anlaşabilirim yaw ,ne güzel vakit geçirdik birlikte. Aynı gün Fatma'ya uğradım Ülkü oradaydı bir tatlı yiyimlik de onda oturdum:) Yine aynı akşam Nilü'ye gittim "geçmiş olsun" ziyaretine. Fakat ben hasta oldum orada bir yatakta ben bir yatakta o yattı ertesi gün:) Hala hastayım efendim astım bronşitim nüksetti de. Beni sevdi galiba sık sık geliyor ziyaretime kör olasıca:) Pazar günü aynı zamanda ilk göz ağrım Ömerimin doğum günüydü. Babası revire benzeyen evden çocuğu kaçırıp cep telefonu hediye almış ve sinemaya götürmüş. Sönük geçen doğum gününü bu hediye unutturdu Ömerime. Çok küçük yaşı telefon için ama devir değişti maalesef:( Okuldan dershanaye gittiği için Nilü meraklanıyormuş ve gerekiyormuş artık. Eskinin lüksü şimdinin ihtiyacı oldu iyi mi. Ay ben yaşlanıyorum yaaaa:( Eskiden de söz ediyorum ya eyvahlar olsun:)) Akşam birlikte pasta kesip afiyetle de yedik Ömer şerefine:) Ömerim iyi ki varsın teyzeciğim,seni çok seviyorum ,çokkk...
Dün akşam da İcloş ile tiyatroya gittik . İkimizin de heyecanı görülmeye değerdi:) Bu sezon izlediğimiz ilk oyun olan 'Bedensiz Kadın' öyle beğenimizi kazandı ki çıtayı yüksek tutup başlamamız avantaj mı olacak hepbirlikte göreceğiz:) Kritiği başka yazı konum:) Şimdilik bana müsaade,iki şekerli,bir sade:)))
Döndükten sonraki ilk hafta Salı (5 Ekim) günü evlendiğinden beri izin günleri bize uymadığı için "hayırlı olsun" demeye gidemediğimiz kuzen Ali 'ye gittik annem, teyzoş, Rukiş, Ülkü, Saliş, Eyüp ve çocuklar ile:) Evet bunca kişi bir arabaya doluştuk ve fasıl eşliğinde İst'un kötü trafiğinde sürünerek ama keyifle gittik geldik:) O uzun yola ve trafiğe bir "hayırlı olsun" demek için gidilir mi yaw:) Şaka bir yana Gönül'ü veAli'yi özlemişiz kuzenler bir arada güzel bir akşam geçirdik. Nilü'de geldi oraya ,dönüşte arabada o da vardı:))))))
Teyzoş doktor kontrolleri için bir kaç gün bizde kaldı. Babamın tv izlerken çıt çıkmamasına rağmen "sus" demelerinden öyle rahatsız oldu ki durup durup "ben melek gibi adamı mı boşadım aceba" diye iç sesini dillendirdi:)))))
9 Ekim Cmt günü Arzu ablama geçmiş olsun ziyaretinde bulunduk annem ile. Elmas,Neşe hala,Necmiye yenge ve Necla yenge de vardı.Arzu ablacığım bizi çok korkuttun Rabbim bu korkuyu bir daha yaaştmasın,seni çok seviyorum. Aynı akşam Annemin dayı kızı Ayşegül'ün nişan merasimine katıldık babam ve annem ile.
Bir akşam İclal'de kaldım ve barıştık:) Tiyatro sezonu açıldı ya gönüllü tiyatro sponsorum bu sene:). Dostluğunu ve tiyatroyu kaybetmek istemedim:) Şaka bir yana İclal seni çok seviyorum,küs olmaya haklı da olsam dayanamadım:) Bende yaş ilerledikçe mız mız ,huysuz bir kadın mı oluyorum ne:) Hafazanallah...
Bir akşam da maaile yemeğe kuzen Savaş'ın davetlisiydik. Eşi Muteber harika mamalar hazırlamış bize,teşekkür ederiz ellerine sağlık,kesenize bereket...
Geçen hafta Cumartesi günü eski komşum Gönül ablada buluştuk yine eski komşularım Figen ve annesi ,Selma abla,Hatice abla ile birlikte. Onları çok özlemişim orta yaş üstü kadınlarla ancak bu kadariyi anlaşabilirim yaw ,ne güzel vakit geçirdik birlikte. Aynı gün Fatma'ya uğradım Ülkü oradaydı bir tatlı yiyimlik de onda oturdum:) Yine aynı akşam Nilü'ye gittim "geçmiş olsun" ziyaretine. Fakat ben hasta oldum orada bir yatakta ben bir yatakta o yattı ertesi gün:) Hala hastayım efendim astım bronşitim nüksetti de. Beni sevdi galiba sık sık geliyor ziyaretime kör olasıca:) Pazar günü aynı zamanda ilk göz ağrım Ömerimin doğum günüydü. Babası revire benzeyen evden çocuğu kaçırıp cep telefonu hediye almış ve sinemaya götürmüş. Sönük geçen doğum gününü bu hediye unutturdu Ömerime. Çok küçük yaşı telefon için ama devir değişti maalesef:( Okuldan dershanaye gittiği için Nilü meraklanıyormuş ve gerekiyormuş artık. Eskinin lüksü şimdinin ihtiyacı oldu iyi mi. Ay ben yaşlanıyorum yaaaa:( Eskiden de söz ediyorum ya eyvahlar olsun:)) Akşam birlikte pasta kesip afiyetle de yedik Ömer şerefine:) Ömerim iyi ki varsın teyzeciğim,seni çok seviyorum ,çokkk...
Dün akşam da İcloş ile tiyatroya gittik . İkimizin de heyecanı görülmeye değerdi:) Bu sezon izlediğimiz ilk oyun olan 'Bedensiz Kadın' öyle beğenimizi kazandı ki çıtayı yüksek tutup başlamamız avantaj mı olacak hepbirlikte göreceğiz:) Kritiği başka yazı konum:) Şimdilik bana müsaade,iki şekerli,bir sade:)))
15 Ekim 2010 Cuma
İşte ARDA!


Merhaba,5 günlük Güney Doğu Anadolu gezimizin en küçük ferdi olan Arda için özel bir yazı yazacağımı söylemiştim ya işte bu yazı o yazıdır:) Arda’yı, havaalanının uçağa götüren otobüsünde gördüm ilkin ananesi ve annesiyle birlikte. Öyle güzel bir çocuk ki dikkat çekmemesi mümkün değil. Fakat ben bizimle aynı turda olduklarını düşünmemiştim o an. Uçakta bu güzelliği seyretmeye devam ettim ama hala aklıma bizim turda olacağı gelmedi normal olarak:) Ta ki Diyarbakır Havaalanında inip otobüse binene kadar:) Annesinin deliliğine şok olmakla beraber:) çocukluğuma çok benzettiğim Arda ile aynı turda olmaktan çok mutlu oldum. Bu bal çocuk turumuzun neşe kaynağı idi. Ben süper zeka olduğunu iddia ediyorum. Çünkü 2 yaşında olmasına ve “nene,baba “ kelimelerinden başka konuşamamasına rağmen ne dersek anlıyor ve istediği her şeyi anlatabiliyor. Gördüğüm en mutlu çocuklardan biri maşallah. Dönüşte uçakta baba krizi tutana değin tur boyunca hiç mızmızlanmadı. O krize de ben sebep oldum biraz:) Kucağıma aldığımda baba deyince camdan dışarıyı gösterip babasının aşağıda olduğunu , onu beklediğini söyleyince çocuk neredeyse uçaktan atlayacaktı:) Ay ben ne bileyim bu denli krize girdiğini:) Canım benim yaa o halini görünce Arda’nın hep dua ettim “Allah’ım hiçbir çocuğu anne-babasından ayırma” diye. Arda beyimizin süper zeka olduğunu düşündüğüm gibi onun ilerde temizlikçi olacağını da tur boyunca her gittiğimiz yerde süpürge bulup temizlik yapmasından dolayı düşünmedim değil:) Algıda seçicilik buna denir. Yaw nereden bulur o süpürge ile faraşı anlamadım ki:) Sıra gecesinde davula ve bana takıp -tuttuğumu koparacağımı anlamış olmalı :)- ki davulu almak için beni seçmesi de ayrıca bir ilginçlikti:) Elimden tutup tutup davulcuya götürdü beni:) Sonunda davulcudan rica edip davulu alıp eline verdiğim de anladım ki Arda’nın abuk mesleklerinin arasına davulculuk da girdi:) Daha sonra durmaksızın davul çalma isteği ile baş edemeyip Antep’ten davul aldı annesi ona:)Hatta çarşıda dağıldığımızda anlaşmıştık kim görürse hemen alsın diye , Arda görmüş olmalı ki annesi Elif aldı beyimizin davulunu:) O davul otelde,otobüste düşmedi elinden bir daha:). Saliha "Arda’yı köşede indirin" dese de tüm tur halkı onu öyle sevdik ki davul sesi bile bizi rahatsız etmedi. Ardacığım bizimle birlikte kebap yiyen, sıra gecesinde oynayan, kahve telvesini parmaklarıyla yiyen, künefeyi çatal ve bıçak kullanarak yiyen özel bir çocuk. Gezi boyunca annemle her konuşmamızda Arda’dan bahsettim durdum, gelince resmini gösterdiğimde ise o da bana benzetti:) Yine gezi boyunda Arda’ların arkasında Seyhan ile Süleyman oturduğundan Arda onlarla oynadı diye feci kıskandım:) Hatta Süleyman’a dayı demesi ve bana teyze diyememesi beni çatlattı:) Yine gezi boyunca Arda’ya sürekli denize nasıl atladığını,nasıl daldığını ,nasıl yüzdüğünü ve annanesinin ona nasıl kızdığını sordum ki çocuk sonunda otomatiğe bağladı , yazık sesimi duyar duymaz ardı sıra yapıyordu bunları :)
Ya ben bu çocuğa hasta oldum. Elifciğim seni ve Arda’yı çok sevdim ben .İyi ki sizi tanıdım . Ailecek çok mutlu olun her daim. Bal Arda’ma kocaman öpücükler,annesine ve ananesine de…
Ştttt maşallah demeyi unutmayın heee...
GAP NOTLARI-5:)
SONUNDA SON GÜNE GELDİK:)
Merhaba , son güne geldik sonunda:) GAP turumun son gününden de bahsedeyim, bir de Arda ‘ya özel bir yazı döşeyeyim, sonra da bu mevzuyu kapatayım değil mi:) Gök görmediklik de bir yere kadar:) Hem döndüğümden beri biriktirdiğim günlerim var anlatayacağım:)
PARA BÖYLE BİR ŞEY İŞTE:)
Son günümüze Antep’te uyandık. Saliha “Para böyle bir şey,her sabah gözümü açtığım yer mutlaka başka bir şehir olmalı” diye bizi güldürdü:) Sabah kahvaltının ardından ilk işimiz sedef atolyesine gidip sedef yapımını görmek oldu. Cidden çok büyük el emeği ve ustalık gerektiren bir sanatmış. Buna istinaden sanırım bu kadar pahalı:) Ustaların ellerine, sağlık zanaatlarına bin bereket… Sedef atolyesinde bizlere zahter çayı ikram ettiler. Ne iyi geldi doğrusu,teşekkür ederim. Sedef Atolyesinden ayrılıp tur programında yer alan Kilis’e doğru yol aldık:) Almasak da olurmuş :) Kilis’ten sadece geçtik efendim. Bunun adına şehir turu diyorlar:) Ben böyle tura... :)) Kilis’e dair tek söyleyebileceğim şey sadece Antep’e sınırının olması:) Hadi dayanamadım Evliya Çelebi’nin Kilis’e dair notlarından bir paragraf da düşeyim göremesem de haksızlık etmeyeyim bu şehre, neticede turun suçu:) "Kilis Şehri, Halep eyaletinde sancaktır. Fakat Valide Sultan hassıdır. Yetmiş yük akçe ile iltizam olunur. Üç yüz payesi ile sadaka olunur şerif bir kazadır.Sancak Bey'ine adalet üzere seksen bin kuruş hasıl olur. Kadısına yedi bin kuruş hasıl olur. Kalesi virandır. Ama Celali ve Cum Kürtleri korkusundan şehrin dört tarafı kale gibi kerpiç duvarla çevrilmiştir. Evliya ÇELEBİ, Seyahatname"
DÜNYADAKİ İLK AÇIK HAVA MÜZESİ,YESEMEK!
Kilis gezimizin(!) ardından Gaziantep’e bağlı İslahiye ilçesinde bulunan Yesemek Açık Hava Heykel Müzesini gezdik. Burası suların arasında bazalt taştan yapılmış olan çeşitli tanrı,aslan ,hayvan vs. heykellerin ve heykel taslaklarının sergilendiği güzel bir yer. Dünyada bilinen ilk açık hava heykel müzesi aynı zamanda. 1890 yılında kazı yapan bir Alman tarafından bulunmuş.
Ve gezimizin son durağı olan Hatay il sınırlarına giriyoruz. Amik Ovasından geçip şehre girdiğimizde ilk olarak Harbiye ‘deki şelale bölgesinde Öz Kervan Tesislerinde yemek yiyoruz. Humus,otlu tahin salatası, taratur, muhammara(cevizli biber), abugannüç (patlıcan salatası) olan ordövr tabağının ardından kebaplarımızı yiyip sabırsızlıkla beklediğimiz peynirli künefemizi tadıyoruz. Ayrıca Antakya’ya özgü özel pidesini de tadıyoruz. Bu mekandaki çalışanların servisini ve davranışını özellikle beğenmediğimi yazmak da tavsiye ettiklerimi yazmam kadar vazife edindiğim bir husus. Antakya’ya bir daha gitsem asla buraya uğramam:) Harbiye Şelaleleri güzel manzarası ve eğlence mekanları ile Suriye ve Orta Doğu’dan gelen turistlerin uğrak yeriymiş. Buranın mitolojik bir hikayesi de var. Roma döneminde Apollon ve Daphne’nin aşkını ,şelale de Daphne’nin göz yaşlarını simgeliyormuş.
MEDENİYETLER ŞEHRİNDEYİZ…
Yurdumuzun en güneyinde yer alan bu şehir sınır vilayetlerimizden.Türkiye sınırlarına katılmadan önce 10 aylık bir devlet kurulmuştu burada. O sürede kullanılan meclis şimdinin kültür merkezi hatta alt katında pastane işletiliyor:) Türkiye’nin en büyük demir çelik fabrikası (İskenderun) burada. Asi Nehri’nin üzerinden geçtiğimizde Asi dizisi aklıma geliyor ve o dizideki yerleri göremeyişime üzülüyorum:) Bütün şehir merkezleri aynı, işte apartmanlar,çarşılar,trafik,keşmekeş:) Antakya'nın en beğendiğim özelliği farklı kültürleri ile farklı inanışlarda olan çeşitli etnik grupların bir arada yaşıyor olmaları. Bu nedenle Unesco barış kenti seçilmiş. 3 semavi din ve 6 mezhepten oluşan 120 kişilik Medeniyetler Korosu da tüm dünyaya konser verip bu güzelliği örnek olarak sunmaktaymış. Aynı sokakta bulunan Camii, Havra ve Kilise buna çok güzel bir örnekti.
CAMİ,HAVRA VE KİLİSE AYNI YERDE…
Sarımiye Camiinin hemen arkasındaki Katolik Kilisesini gezip terasına çıkıp kilise çanının arkasındaki cami minaresini görüntülerken yankılanan ezan sesi çok hoşuma gitti. Keşke bu dinlere ve ırklara saygı her bölgemizde,her şehrimizde buradaki gibi güzel yaşansa. Benim istediğim tabloyu taaa Türkiye’nin en güneyinde görmek nasip oldu. Bu güzel örneklerin çoğalmasını can-ı gönülden diliyorum. Katolik kilisesi eski bir Antakya evinden dönüşmüş küçük bir kilise. Cami ve havrayı ise sadece dışarıdan görüntüleyebildik. Daha sonra Habib-i Neccar Camiini gezdik. Burası Roma tapınağıyken önce kiliseye daha sonra da camiye çevrilmiş bir yer. Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda şehit olan Habib-i Neccar’ın başının bulunduğu türbesinden dolayı bu ismi almış. Gövdesinin bulunduğu yere ise Habib-i Neccar dağları deniyor. Cami içinde ilk hristiyanların mezarları da türbe olarak bulunuyor, dinimi seviyorum yaaa ben. Geçmişi inkar etmeyen ne güzel bir dinin mensubuyum, şükürler olsun.
Bu tarihi yerlerin ardından Tunus’taki Bordo müzesinden sonra dünyanın 2. büyük mozaik müzesi olan Arkeoloji Müzesini gezdik. Burada tarihi mozaik sanatından yapılmış tablolarda okumak mümkün. Sonrasında verilen serbest zamanda künefe yemeği ve almayı ihmal etmedik tabi:) Antakya’nın en eski ve en büyük camisi olan Ulu Camii ise sadece dışarıdan görüntüleyebildim. Zira programda yoktu. Asi Nehri’ni de köprüden izleyip fotoğraflayabildim. Antakya’da gezdiğimiz tarihi mekanların sonuncusu Saint Pıerre Kilisesi idi.Burası hristiyanlığın ilk mabetlerinin biriolmakla beraber Hz.İsa’ya inananlara ‘Hristiyan’ ünvanının ilk verildiği yermiş.Burasu hristşyanlar için kutsal bir yer olması nedeniile Papa tarafından hac yeri olarak ilan edilmiş bir yer aynı zamanda. İçinde baskın anında kaçabilmek için gizli bir tünel de yapılmış . Her dinin evvelinde baskıya maruz kalmak var demek ki. Son din olan İslam ise hala öz vurdunda garip,öz vatanında parya:(
YA SEYAHAT:)
Ve sonunda dönüş yoluna rotomızı çevirdik. Dönüşte Adana Havaalanı tercih edilmiş.Mersin’e giderken de burayı kullandığımdan başka bir havaalanından uçmayı tercih ederdim:)))) Malum aynı yere ikinci kez gitmeyi yeni yerler duruyorken sevmiyorum pek:) Velhasıl Pazar günü gecesi İst’a dönüp turda kaynaştığımız dostlarımıza ve rehberimize veda edip kürkçü dükkanında ertesi sabah işe gitmekiçin uykuya daldık:) Bunca günün sonuböyle mi bağlanır yaw:) Vallahi yazı dizimi mahvettim:) Ne yapalım gerçekler acıdır:) Rüya gibi gelip geçen Gap turumuzun özeti(!) bu kadardı günlükcağazım:) Bir başka geziyi özet geçmeyi temenni ediyor “Ya seyahat” demeyi ihmal etmiyorum Çelebi misal:) Şefaat diledikten sonra elbette:)
Sevgiyle...
Merhaba , son güne geldik sonunda:) GAP turumun son gününden de bahsedeyim, bir de Arda ‘ya özel bir yazı döşeyeyim, sonra da bu mevzuyu kapatayım değil mi:) Gök görmediklik de bir yere kadar:) Hem döndüğümden beri biriktirdiğim günlerim var anlatayacağım:)
PARA BÖYLE BİR ŞEY İŞTE:)
Son günümüze Antep’te uyandık. Saliha “Para böyle bir şey,her sabah gözümü açtığım yer mutlaka başka bir şehir olmalı” diye bizi güldürdü:) Sabah kahvaltının ardından ilk işimiz sedef atolyesine gidip sedef yapımını görmek oldu. Cidden çok büyük el emeği ve ustalık gerektiren bir sanatmış. Buna istinaden sanırım bu kadar pahalı:) Ustaların ellerine, sağlık zanaatlarına bin bereket… Sedef atolyesinde bizlere zahter çayı ikram ettiler. Ne iyi geldi doğrusu,teşekkür ederim. Sedef Atolyesinden ayrılıp tur programında yer alan Kilis’e doğru yol aldık:) Almasak da olurmuş :) Kilis’ten sadece geçtik efendim. Bunun adına şehir turu diyorlar:) Ben böyle tura... :)) Kilis’e dair tek söyleyebileceğim şey sadece Antep’e sınırının olması:) Hadi dayanamadım Evliya Çelebi’nin Kilis’e dair notlarından bir paragraf da düşeyim göremesem de haksızlık etmeyeyim bu şehre, neticede turun suçu:) "Kilis Şehri, Halep eyaletinde sancaktır. Fakat Valide Sultan hassıdır. Yetmiş yük akçe ile iltizam olunur. Üç yüz payesi ile sadaka olunur şerif bir kazadır.Sancak Bey'ine adalet üzere seksen bin kuruş hasıl olur. Kadısına yedi bin kuruş hasıl olur. Kalesi virandır. Ama Celali ve Cum Kürtleri korkusundan şehrin dört tarafı kale gibi kerpiç duvarla çevrilmiştir. Evliya ÇELEBİ, Seyahatname"
DÜNYADAKİ İLK AÇIK HAVA MÜZESİ,YESEMEK!
Kilis gezimizin(!) ardından Gaziantep’e bağlı İslahiye ilçesinde bulunan Yesemek Açık Hava Heykel Müzesini gezdik. Burası suların arasında bazalt taştan yapılmış olan çeşitli tanrı,aslan ,hayvan vs. heykellerin ve heykel taslaklarının sergilendiği güzel bir yer. Dünyada bilinen ilk açık hava heykel müzesi aynı zamanda. 1890 yılında kazı yapan bir Alman tarafından bulunmuş.
Ve gezimizin son durağı olan Hatay il sınırlarına giriyoruz. Amik Ovasından geçip şehre girdiğimizde ilk olarak Harbiye ‘deki şelale bölgesinde Öz Kervan Tesislerinde yemek yiyoruz. Humus,otlu tahin salatası, taratur, muhammara(cevizli biber), abugannüç (patlıcan salatası) olan ordövr tabağının ardından kebaplarımızı yiyip sabırsızlıkla beklediğimiz peynirli künefemizi tadıyoruz. Ayrıca Antakya’ya özgü özel pidesini de tadıyoruz. Bu mekandaki çalışanların servisini ve davranışını özellikle beğenmediğimi yazmak da tavsiye ettiklerimi yazmam kadar vazife edindiğim bir husus. Antakya’ya bir daha gitsem asla buraya uğramam:) Harbiye Şelaleleri güzel manzarası ve eğlence mekanları ile Suriye ve Orta Doğu’dan gelen turistlerin uğrak yeriymiş. Buranın mitolojik bir hikayesi de var. Roma döneminde Apollon ve Daphne’nin aşkını ,şelale de Daphne’nin göz yaşlarını simgeliyormuş.
MEDENİYETLER ŞEHRİNDEYİZ…
Yurdumuzun en güneyinde yer alan bu şehir sınır vilayetlerimizden.Türkiye sınırlarına katılmadan önce 10 aylık bir devlet kurulmuştu burada. O sürede kullanılan meclis şimdinin kültür merkezi hatta alt katında pastane işletiliyor:) Türkiye’nin en büyük demir çelik fabrikası (İskenderun) burada. Asi Nehri’nin üzerinden geçtiğimizde Asi dizisi aklıma geliyor ve o dizideki yerleri göremeyişime üzülüyorum:) Bütün şehir merkezleri aynı, işte apartmanlar,çarşılar,trafik,keşmekeş:) Antakya'nın en beğendiğim özelliği farklı kültürleri ile farklı inanışlarda olan çeşitli etnik grupların bir arada yaşıyor olmaları. Bu nedenle Unesco barış kenti seçilmiş. 3 semavi din ve 6 mezhepten oluşan 120 kişilik Medeniyetler Korosu da tüm dünyaya konser verip bu güzelliği örnek olarak sunmaktaymış. Aynı sokakta bulunan Camii, Havra ve Kilise buna çok güzel bir örnekti.
CAMİ,HAVRA VE KİLİSE AYNI YERDE…
Sarımiye Camiinin hemen arkasındaki Katolik Kilisesini gezip terasına çıkıp kilise çanının arkasındaki cami minaresini görüntülerken yankılanan ezan sesi çok hoşuma gitti. Keşke bu dinlere ve ırklara saygı her bölgemizde,her şehrimizde buradaki gibi güzel yaşansa. Benim istediğim tabloyu taaa Türkiye’nin en güneyinde görmek nasip oldu. Bu güzel örneklerin çoğalmasını can-ı gönülden diliyorum. Katolik kilisesi eski bir Antakya evinden dönüşmüş küçük bir kilise. Cami ve havrayı ise sadece dışarıdan görüntüleyebildik. Daha sonra Habib-i Neccar Camiini gezdik. Burası Roma tapınağıyken önce kiliseye daha sonra da camiye çevrilmiş bir yer. Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda şehit olan Habib-i Neccar’ın başının bulunduğu türbesinden dolayı bu ismi almış. Gövdesinin bulunduğu yere ise Habib-i Neccar dağları deniyor. Cami içinde ilk hristiyanların mezarları da türbe olarak bulunuyor, dinimi seviyorum yaaa ben. Geçmişi inkar etmeyen ne güzel bir dinin mensubuyum, şükürler olsun.
Bu tarihi yerlerin ardından Tunus’taki Bordo müzesinden sonra dünyanın 2. büyük mozaik müzesi olan Arkeoloji Müzesini gezdik. Burada tarihi mozaik sanatından yapılmış tablolarda okumak mümkün. Sonrasında verilen serbest zamanda künefe yemeği ve almayı ihmal etmedik tabi:) Antakya’nın en eski ve en büyük camisi olan Ulu Camii ise sadece dışarıdan görüntüleyebildim. Zira programda yoktu. Asi Nehri’ni de köprüden izleyip fotoğraflayabildim. Antakya’da gezdiğimiz tarihi mekanların sonuncusu Saint Pıerre Kilisesi idi.Burası hristiyanlığın ilk mabetlerinin biriolmakla beraber Hz.İsa’ya inananlara ‘Hristiyan’ ünvanının ilk verildiği yermiş.Burasu hristşyanlar için kutsal bir yer olması nedeniile Papa tarafından hac yeri olarak ilan edilmiş bir yer aynı zamanda. İçinde baskın anında kaçabilmek için gizli bir tünel de yapılmış . Her dinin evvelinde baskıya maruz kalmak var demek ki. Son din olan İslam ise hala öz vurdunda garip,öz vatanında parya:(
YA SEYAHAT:)
Ve sonunda dönüş yoluna rotomızı çevirdik. Dönüşte Adana Havaalanı tercih edilmiş.Mersin’e giderken de burayı kullandığımdan başka bir havaalanından uçmayı tercih ederdim:)))) Malum aynı yere ikinci kez gitmeyi yeni yerler duruyorken sevmiyorum pek:) Velhasıl Pazar günü gecesi İst’a dönüp turda kaynaştığımız dostlarımıza ve rehberimize veda edip kürkçü dükkanında ertesi sabah işe gitmekiçin uykuya daldık:) Bunca günün sonuböyle mi bağlanır yaw:) Vallahi yazı dizimi mahvettim:) Ne yapalım gerçekler acıdır:) Rüya gibi gelip geçen Gap turumuzun özeti(!) bu kadardı günlükcağazım:) Bir başka geziyi özet geçmeyi temenni ediyor “Ya seyahat” demeyi ihmal etmiyorum Çelebi misal:) Şefaat diledikten sonra elbette:)
Sevgiyle...
Etiketler:
antakya,
asi nehri,
habib i neccar,
kilise havra cami,
sedef
GAP RESİMLERİ-3:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
