31 Aralık 2009 Perşembe

İNAN KARDEŞLER BUNGALOW&RESTAURANT




Merhaba, Trabzon gezimizdeki konakladığımız mekan olan İnan Kardeşler Bungalow &Restaurant’dan , orada kaldığımız sürece bize indirim yapan :)) ve bizden ilgisini esirgemeyen İsmail Bey’e vaddettiğim bloğuma yazma sözümü yerine getireyim gecikmeden. Zira tadı damağımda kalan Uzungöl’e tekrar gittiğimde, İsmail Bey’den tekrar indirim istemeye yüzüm olsun:)). Plansız ve programsız gittiğimiz Trabzon’da kalmak için merkeze 2 saat uzaklıktaki Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl’ü seçmiştik, yolun uzunluğuna da değsin istemiştik. Fakat herhangi bir yerde rezervasyonumuz yoktu, hava da oraya vardığımızda iyice kararmıştı. Bizi oraya getiren minübüs şoförüne danıştığımızda İnan Kardeşler Bungalow evinden bahsetti ve hatta arayıp yer olup olmadığını sordu bizim için. Kapısının önünde de indirdi sağolsun. Bizi orada karşılayan İsmail Bey ilk önce bungalow evimize yerleşmemizi sağladı. Küçük ama çok sıcak bir evdi. Her şeyin tamamen ahşaptan dekore edilmiş olması mekana ayrıca bir sıcaklık veriyor. Ahşabı çok seven benim için ise ayrıca huzur vericiydi. Odamıza yerleştikten sonra restauranta geçtiğimizde kocaman soba ilgi alanımıza hemen giriverdi. Soba delisi olan Elmas ile ben ,sobanın hemen arkasındaki masayı kaptık:) Teyağında kızartılmış ve orada özel yetişen alabalık çok lezzetliydi, Elmas’ın yediği sacda kavurma da öyle. Biz yemeklerimiz hazırlanırken sobada ekmek kızartabilir miyiz diye sorduk İsmail Bey’e. Soba boyalı olduğundan zararlı olabileceğini söyledi ama bizi de kırmayıp hemen ızgarada ekmeklerimizi kızartıp tereyağı ile servis etti bizlere. Yemeğin ardından söylediğimiz bol fındıklı fırında sütlacın tadını ise asla unutamıyorum. Ertesi günü yola çıkmadan tekrar yemediğimize de çok büyük pişmanlık duyuyoruz. Yapan ustanın bir kez daha ellerine sağlık. Cidden böyle lezzetli sütlaç yememiştim. Restaurant çok sıcak bir mekan. Kendimizi evimizde gibi hissettirdi bu sıcaklık. Sobanın üzerinde kaynayan çaydan bol bol içip dinlendikten sonra odamıza çekildik. Ertesi sabah uyandığımızda asıl nereye geldiğimizin farkına vardık. Dışarıya çıktığımız an kaldığımız mekanın rastgele bir seçimin ötesinde çok güzel bir yer olduğunu da , Uzungöl’ün eşsiz manzarasını da güneş ışığında fark edebildik. Uzungöl cidden Allah’ın özenerek yarattığı doğal harikalardan biri. Gerçi Karadeniz başlı başına doğal güzellikler ile dolu bir bölge . Yemyeşil dağları, dağlardan şarıl şarıl akan suları ile her baktığınız yer fotoğraflamak istediğiniz bir kare adeta. Sabahleyin kahvaltının yanına sipariş ettiğimiz mıhlamayı da asla unutamayacağız:) Mutfağın restauranta açık olan penceresinden ustayı yaparken izlemiştik. Epey uzun bir işlemle hazırlamıştı mıhlamamızı. Sanırım peynirleri tane tane sündürdü. Önümüze geldiğinde ilk bandırdığımız ekmek ile ne harika bir şeyi miğdemize indirdiğimizi de fark ettik. Tam istediğimiz gibiydi uzayıp giden peynir, harika tereyağı ve mısır unu karışımının eşsiz lezzeti karşımızdaydı. Bandıra bandıra ve ballandıra ballandıra yediğimiz mıhlamanın ardından uzun bir yürüyüşe çıktık. Uzungöl’ü gezerken küçük köprülerinde mola verdik. Etrafı ve kendimizi fotoğrafladık . Yürüyüş esnasında sık sık “buraya kocanla gelceksin asıl ” diyen Elmas’a “aaa yeter artık ben de seninle gelmekten memnun değilim ,kocalarımız olunca onlarla da geliriz” dedim:) Şaka bir yana balayı çiftlerinin düşünebileceği alternatif bir mekan olduğunu söyleyebilirim Uzungöl için. Asıl dönemi yaz olan Uzungöl bana göre kışın da harika bir yer. Hele kar yağdığında nasıl olduğunu hayal edebiliyorum da karlı zamanında da orda olmak isterdim doğrusu. Kafa dinlemek için o sessizlik ve doğa çok ideal. Kaldığımız mekan olan İnan Kardeşler Bungalow evlerini de tereddütsüz tercih edebilirsiniz. Eeeee bu kadar reklamdan sonra bir dahaki kalışımda güzel bir indirim rica ediyor:), misafirperverliğinden dolayı İsmail Bey’e bir kez daha teşekkür ediyorum… Resimleri siteden kopyaladım. Site adresi: www.uzungolinankardesler.com

30 Aralık 2009 Çarşamba

Merhaba, yazmayalı epey oldu di mi:) Gündemim öyle yoğundu ki, yazmak zoruma gitti:) Ama yazmadan,atlayıp geçemem de biliyorsunuz, günlüğümün haklarına saygı duyuyorum:))) Günlüğümün hakkı, her günümden haberdar olmak:)))

Cumartesi günü lise arkadaşlarım Ayşe, Sibel, Hülya , Saliha ile birlikte Kübra'da buluştuk. Kübra'nın kızı Hüsna'nın doğum günü idi o gün ; ama anladım ki doğum günü bahane, maksat birlikte olmakmış:) Hüsna'nın yüzünü pasta keserken gördük, bizden başka kimseyi de çağırmamış, bu kız bizi görmek istemiş de doğum günü yapmış gibime geldi:) Bu arada 18 Mayıs da Saliha 'nın doğum günüymüş, o gün Saliha'yı da kutladık. Aynı pastaya iki ayrı yazı yazdırıp, akıllı Kübra bir taşla iki kuş vurmuş:) İkiniz de iyi ki doğdunuz kızlar... Canım Kübracığım bizler için bir sürü mamalar hazırlamış, böreğini çok meth ederlerdi ki, haklılarmış, çok lezzetli idi ellerine sağlık.

Arkadaşlarım beni durgun bulsalar da ben onları görmekten ve birlikte vakit geçirmekten çok keyif duydum. Haftaya da İzmit' e Özgeciğim'e gideceğiz inş. Bu arada Hülya'nın eşi almaya geleceğinden bizi, eşinin gelme saatine kadar Feshane'ye gittik, Sibel, Hülya, Kübra, çocukları ve ben. Oradan da çok keyif aldım, çocukların eğlediğini görmek çok hoş.

Trabzon resimleri...



Merhaba işte trabzon resimlerim. Müzelerde flassız çekim yapabildiğim için, resimleri yayınlarken küçülttüğüm için pek anlaşılmıyorlar. Ancak resmin üzerine tıklayıp, büyülterek net bakabilirsiniz. Resimdeki yerler;

Ayasofya müzesi,Çan Kulesi,Müzenin merkezi kubbesi,eski köy evi

Serander,çötek,pazı mıhlama,kuymak

Trabzon müzesinde Atatürk'ün kaldığı oda, konağın iç avlusu, gümüş aksesuarlar,el yazması Kuran

Atatürk köşkü, Atatürk'ün vasiyetini yazdığı oda, Boztepe'den görünüş, Alabalık

Sac kebabı,İnan Kardeşler Restaurant, fırında sütlaç,mıhlama

Bungalow mescid, hayvan figürlü dekorlar,Uzungöl,bungalow ev

Akçaabat köftesi,kaygana,prens tatlısı, Akçaabat'da kemençeci heykeli

Akçaabat Orta Mahalleden görünen manzara,Akçaabat eskiköy evleri...

29 Aralık 2009 Salı

Ula uşağum haçen Trabzon'daydım ben daaa:))

Merhaba , Allah'ın özenerek yarattığı yeşillikler diyarı Karadeniz'in ,Trabzon şehrini görmenin sevinci ile başladım yeni haftaya:)
Evet dostlar bu hafta sonu daha önceden bahsettiğim gibi Trabzon'daydım. Bu kez kalabalık bir grup değildik, sadece Elmas ve ben. Arkadaşların çoğu ya Trabzon'u görmüştü, ya da mazeretlerinden dolayı katılamadı bize. Biz ise Cumartesi sabahı Trabzon Havaalanına indiğimizde plansız ve programsız olarak çıktığımız için 5 dakka bakıp kaldık önce:) Baktık ki hem Rize'ye hem Trabzon'a servis var "ya şundadır ,ya bunda" diye sayıp çıkanı seçtik:))
Şaka şaka elbette Rize de görmek istediğimiz yerler arasında ama öncelik Trabzon idi bizim için. Trabzon'un merkezine vardığımızda Kahverengi adlı bir cafede soluklanıp yol sersemliğini atmak için Türk kahvelerimizi söyledik. Kahvelerimizi içerken cafenin sahibi Servet Bey'e gezip görebileceğimiz yerleri sorduk. Sağolsun bize çok yardımı oldu Servet Bey'in. O gün çantalarımızı onlara emanet bırakıp koyulduk yollara. Antep'deki gibi yürüyerek değil minübüs ile dolaşmak zorundaydık gideceğimiz yerleri. Hemen hemen tüm minübüslerin kalkış noktası ise merkezdi. Önce merkezden Ayasofya Müzesini görmek için bir minübüse bindik. 13. yy'da kilise olarak inşa edilen müze, daha sonra Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u fethi ile camiye çevrilmiş. 1. Dünya Savaşında ise depo ve hastane olarak kullanılmış. Son olarak da restore edilerek müze haline getirilmiş. İstanbul'daki Ayasofyamıza mazisi ile çok benziyor değil mi? Yolculuğumuzda rehber olmadığı için ben Kapadokya'da öğrendiğim fresk okumaları ile müzeyi gezmeye çalışsam da çok eksik baktığımın bilincindeydim. Müze bahçesinde bir de Çan Kulesi var. Ayrıca eski dönem mezar taşları da müze bahçesinde sergilenmekte. Ayrıca müze içindeki çay bahçesi de soluklanmak için harika bir mekan.Mekanda eski bir serander(kiler), mısır kurutulan yapı(çöten) ve eski bir köy evi sergilenmekte. Ayasofya ziyaretimizden sonra tekrar minübüse binip merkeze gittik:) Biz bunu hep yaptık:). Merkeze gidip gelmekten gına geldi diyebilirim:) Bu da ilginçti. Merkezden başka yerden binemiyorsunuz araçlara:) Bu kez Trabzon Müzesine gittik ki öğle saatindeymiş müze. Biz de müzedeki görevlilerin tavsiyesi üzere Harran Restauranta yemek yemeğe gittik. Fakat aradığımız yöresel tatlar yoktu malesef orada. Gayet şık bir mekan olan Harran, kebap ağırlıklı hizmet vermekte. Sağolsunlar bize kuymak ve yumurtalı pazı mıhlaması yaptılar. İkisi de enfes tatlardı. Trabzon müzesi ise eski bir konak. Banker Kostaki tarafından İtalya'dan getirtirilen malzemeler ile yaptırılan konak bankerin iflası üzerine Nemlioğlu ailesine haciz yolu ile geçmiş. Milli Mücadele döneminde de karargah binası olarak kullanılmış. Atatürk,eşi Latife Hanım ve beraberindekiler , Trabzon'u ilk ziyaretlerinde bu konakta kalmış. Kaldığı oda sergilenmekte. Sonradan konak kamulaştırılarak resmi bina olarak da kullanılmış ve en son müzeye dönüştürülmüş. Konakta eski giysiler, eşyalar,mobilyalar,odalar,takılar,el yazma Kur'an'ı Kerim'ler, aksesuarlar vs. odalarda sergilenmekte. Ayrıca bodrum katında arkeolojik eserler sergilenmekte. Bu konak büyüleyici, en çok da kış bahçesine bayıldım ben:)
Daha sonra minübüse binerek:) Atatürk Köşkünü görmeye gittik.Soğuksu adlı semtte bulunan Köşke çıkmak için epey bi rampa tırmanmak zorunda kaldık ve çamlıklardan geçtik. Otobüs ile gelseymişiz köşkün önünde inecektik. Sağolsun minübüs esnafı biraz hin idi:) Olsun çamlığın kokusu çok iyi geldi ciğerlerimize . Köşk harika bir yerde ve harika bir yapı. Atatürk'e armağan edilen köşkün önemi Atatürk'ün vasiyetnamesini burada hazırlamış olması. Hazineye bağışladığı mal varlığını burada kaleme alıp dönemin başbakanı İnönü'ye göndermiş. Ölümü üzerine kızkardeşi Makbule Hanım'a intikal eden köşkü Trabzon Belediyesi satın almış ve Atatürk Müzesi olarak düzenlemiş.
Burayı ziyaretten sonra minübüse binip merkeze geldik ve tekrar minübüse binip şehri tepeden kuşbakışı seyretmek ve demli çay içmek için Boztepe'ye çıktık. Evet şehrin harika manzarasını kuşbakışı seyrettik ama malesef çay içemedik:) Zira burada çay kömür ateşinde semaverde pişirilip,servis ediliyor. Biz bardakta rica ettik ama prensiplerini bozmadılar , semaverle çay sipariş edecek kadar da vaktimiz malesef yoktu. İlginç bir ticari anlayışları var laz inadı dedikleri bu olsagerek:) Saliha Karadeniz turuna katıldığında da aynı şey Artvin'de başlarına gelmiş. Aslında bardak hesabı çok daha fazla kazanabilirler ama onlar prensiplerinden ödün vermiyorlar:) Bu arara Boztepe'ye Elmas sürekli olarak Seyrantepe,Seyr-ü Sefa gibi değişik isimler taktı:) Daha doğrusu gerçek ismini aklına bir türlü yazamadı:) Antep'de de İmam Çağdaş'a , İmam-ı Azam gibi isimler takmıştı:) Bi kere yanlış kazındın mı beynine öldür Allah dağrusunu öğretemiyorsunuz:)
Dönüş yolunda Orta Hisar'ı,Gülbahar Hatun Camiini gördük ama yeterince indi bindi yaptığımız için bir daha minübüse binmeyi gözümüz almadı:) Zira bizi Uzungöl'e götürecek upuzun bir yol vardı programızda aşılacak:) Gülbahar Hatun ve Kanuni Sultan Süleyman köprülerinin üzerinden geçip tekrar ve o günlük son kez merkeze geldik:) Bu arada Trabzon sporluların stadyumu olan Avni Aker 'in de önünden geçtik:).
Merkezde kırk yıl yaşamış gibi hissettim kendimi:) Bu kadar haşır neşir olunca normal sanırım:) Kahverengi'ye bıraktığımız çantalarımızı Servet Bey'den teslim alıp Uzungöl minübüslerine binip 2 saatte varırsınız denilen yere 3 saati aşkın bir sürede ulaştık:) Yol sorduğumuz Trabzonlular'ın kesinlikle zaman kavramı olmadığını söyleyebilirim. 10 dk. diyorlarsa yarım saati buluyor, 1 saat diyorlarsa 2 saati gözden çıkarmanız gerekiyor:)
O akşam Uzungöl'e geldiğimizde hava çok kararmıştı. Bütün gün yağmur yağdı ama hiç rahatsız etmedi bizi. Tatlı tatlı yağdı sağolsun. Ayrıca üşümemek için aldığımız kapkalın kazak ve hırkaları hiç giymeye gerek kalmadı, 2 gün boyunca hava çok güzeldi çok şükür. Uzungöl de kaldığımız İnan Kardeşler Bungalow Evleri'ni bizi oraya getiren minübüs şoförü tavsiye etmişti ki cidden doğru yere geldiğimizi orada kalınca anladık. Bu mekandan ayrıca bahsedeceğim çünkü pazarlık yaptığım İsmail Bey'e sizin reklamınızı bloğumda yaparım diye söz verdim:) O akşam ben tereyağında alabalık, Elmas'ta sac tavada et kavurma yedi. İkisi de çok lezzetliydi. Ardından yediğimiz sütlacın tadı hala damağımda. Bol fındıkla servis edilen fırında sütlaç çok şahaneydi. Yapan ustanın ellerine sağlık. Ayrıca soba başında oturup, sobanın üzerinden alıp kendi evimiz gibi yinelediğimiz çaylarımız da Boztepe'de içemediğimiz çayın acısını çıkarmamız için kafi geldi bize:) Yorgunluğumuzu alamasa da çok iyi gitti. O günkü yorgunluğumuzu ancak sıkı bir uyku alabilirdi biz de öyle yapıp erken saatte bungalow evimize gidip, sıcacık yataklarımızda güzel bir uyku çektik. Sabah erkenden kalktığımızda ne muhteşem bir yere geldiğimizin de idrakine vardık. Uzungöl bir harika. Gözümün önünden hiç gitmiyor, oradakiler "asıl siz yazın görseniz burdan gitmezsiniz" deselerde biz kışın da buranın harika bir yer olduğu konusunda mütabıktık Elmas ile. Manzarası, havası, ahşap evleri ve dekorasyonu, küçük köprüleri, dağlardaki pususu, karı, yeşilliği, sakinliği, sessizliği ile Uzungöl hafızamda hep olacak bir mekan. Sabahleyin kahvaltımızın yanında özel yapılan mıhlama ile harika bir kahvaltı ziyafeti çektikten sonra kendimize gölün etrafını dolaşıp, bol resim çekilip Uzungöl'e veda ettik istemeyerek. Bu sefer merkeze gitmemeye inat edip Moloz'da indik:) Oradan Akçaabat minübüslerine binip yine tavsiye üzerine akçaabat köftesini iyi yapan bir mekana Cemil Usta'nın yerine gittik. Cemil Usta'nın mekanı epey meşhur bir yer ,para basıyor diyebilirim:) Sahil kenarında şık bir resraurant. Akçaabat köftesinin yanında piyazlı salata ve ikram edilen kaygana ile karnımızı doyururken ardından çaylarımızla ikram edilen harika Prens tatlısı ile ağızlarımızı tatlandırdık. Prens tatlısı aslında bol fındıkla yapılan bir baklava ama çok güzel bir tadı var. Küçük dilimlerden çokça yiyebiliyorsunuz. Annemlere de bir kilo aldım ki bu sabah annem 4 taneyi sabah sabah götürmüş ve bayılmış:)
Oradan Trabzonlu eşi olan Yaprakcığımın tavsiye ettiği yerlerden biri olan eski Akçaabat evlerini gezmeye çıktık. Bu evler tepedeymiş meğer çık çık bir türlü ulaşamadık:) Giderken bol bol soluklandık:) Elmas sık sık "hay senin eski evlerine " diye söylendi durdu:) Sonunda evlere ulaştık . Eski meraklısı olan benim için bu evleri görmek kaçınılmazdı. Çoğu ya harabeydi, ya da içinde yaşayanlar olduğundan dışarıdan bakmak zorunda kaldık. Bu arada Akçaabat'ı kuş bakışı seyretmek de harikaydı. Bu kez çantalarımızı Cemil Usta'nın mekanına bıraktığımızdan dönüşte tekrar oraya uğrayıp yine yorgunluk kahvesi içip ,dönüş yoluna koyulduk. Yine merkezdi son durağımız:) Kahverengi Cafe'ye uğrayıp misafirperverliği için Servet Bey'e teşekkür edip havaalanına gitmek için son kez minübüse bindik:) En çok görmek istediğim mekanlardan biri olan Sümela Manastırına araç saatleri uymadığından gidememiş olmanın eksikliği ile veda ettiğimiz Trabzon'a bir kez daha gelmek şart oldu, bu eksiklik sebebi ile:) Şaka bir yana görmediğimiz öyle çok şey vardı ki aslında. Yaylaları mesela, ne harikadır kimbilir; sonra Maçka'da da sütlaç yemek vardı ama 2 günde ancak bunları sığdırabildik. İnşalah Allah tekrarını nasip eder. Sırada Kıbrıs var:) Nasip olursa gitmek Kıbrıs'ın da bu kadar güzel geçmesini diliyorum.
Gezmek ne güzel şey,güzel şey gezmek:) Geziyorsan eğer yaşıyorsun demek:) ...

25 Aralık 2009 Cuma

Ah blogcu, vah blogcu:)

Merhaba , uzun zaman oldu yazmayalı, özledim bloğumu ve arkadaşlarımı. Blogcu yine şapşalozluk yaptı:). Sonunda taşınma işlemlerine ben de başladım. Ama çok uzun süreceğe benziyor:) Neyse geç olsun, güç olmasın :))) Hemen biriken günlerime geçeyim ben:)
Dün akşam soba partisi düzenledik Aysel'in evinde. Elmas,Deniz,Ayşe,Saliş ile kestanelerimizi,kahvemizi alıp baskın yaptık arkadaşıma:) Hepimizin ağzının suyu aktı sobada pişirilen kestaneyi yerken, kızarttığımız ekmeğe tereyağı sürerken ve Aysel'in pişirdiği köy patatesinden kumpir yaparken:) Elmas'ın bir ara cep telefonu yere düştü ama vakit kaybı olmasın diye almadı:)) Aysel bizim aç köpekliğimize bakıp bakıp güldü bol bol:)
Teşekkür ederiz Ayselciğim sayende içimiz ısındı, miğdemiz bayram etti:)
Çarşamba akşamı kendime sırt çantası almak için Cevahir'e gittim. Saliha'da geldi biraz bakındık ve evimize döndük. Beni alışveriş merkezleri boğuyor yaw:) Eserekli miyim neyim:)
Salı günü Asuş Teyzem ve Hasan eniştem bizde yemekteydi . Oradan da dünürlerine gittiler anemi de alıp. Ben Elmas'a gittim önce. Elmas'ta Zahra,Deniz,Derya,Saliş,Rukiş ve Gülfem vardı. Oradan da annemlerin yanına gittim:) eve geldiğimizde ise Yeliz'in çok seyretmek istediği Akıl Oyunları'nı bilmem kaçıncı kez onlarla birlikte izledim,geç saate kadar:) Sabah da işe geç kaldım tabii olarak:)
Pazartesi günü aniden rahatsızlanan Elmas'ın kuzeni Ertan'ın yattığı hastaneye gittik Deniz,Elmas ve Saliş ile birlikte. Ertan, gittiğimizde apandistten ameliyata alınmıştı. Ameliyattan çıkmasını bekledik iyi olduğunu görünce de Polo'ya gidip çay içtik:)
Pazar günü evdeydim yine :) Akşam üstü Aysel uğradı, Akşam da Nilü'ler yemekteydi kayınvalidesi ve kayınpederi ile birlikte. Bir ara Nilü'ye emar çektirmeye gittik hastaneye Nilü,eniştem ve ben. Randevu sistemi çok değişmiş, geç saatlere kadar randevu veriyorlar hastanelerde yaw.
Cumartesi günü de ful evdeydim. Söylemesi ayıp param yokken evde oturuyorum da:) Saliha "ne ilginç birisin abla yaaa, ya paran olmaz evden çıkmazsın, ya da yemek yemeğe şehir dışına gidersin" diyor:) Sanırım haklı:)) Evde olunca yine Yeliz ile birlikte film izledik. O Çocukları,Devrim Arabaları izlediğim filmlerdi. İki filmi de beğendim. Zaten Devrim Arabaları görmek istediğim bir filmdi. Yine bana ülkemde neler dönüyor, gerçek tarih nasıl bir şey ki diye düşündürttü. Ve azim ile başarılamayacak hiçbir şeyin olmadığını da...
Cuma akşamı İclal ile Devlet Tiyatrolarının Cevahir Sahnesi'ndeki Rita'nın Şarkısı adlı oyunu izlemeye gittik. Oyun harikaydı bilahare bahsedeceğim zaten. O gece İclal bizde kaldı.
Perşembe akşamı Hilal 'e gittik Saliha ile birlikte. Asaf görmeyeli çok büyümüş ve çok azmış:) Ağzımız açık onu seyrettik bir süre:) Allah Hilalciğime kolaylık versin:)
Çarşamba akşamı ne yaptığımı hatırlayamadım:)
Salı günü Elmas'taydık yine Deniz, Zehra, Rukiş ve Gülfem ile. Oradan da teyzesinde olan annem ve babam ile buluşup eve döndük. Buluşma noktasına Saliha'da İsmi'den geldi:) Dağınık ama illaki toparlanabilen bir aileyiz biz:)
İşte böyle günlüğüm epey uzun olmuş yazmayalı, günler birikmiş, hafızam zayıflamış:) Aklıma geldiğinde yazdım yaşadıklarımı. Yaşanan anların kalıcı olmasını sağladığın için sana teşk. ederim günlüğüm. Sevgiler benden,kayıt senden:) ...

"Rita'nın Şarkısı"


Merhaba,geçtiğimiz hafta Cuma günü İclal ile Devlet Tiyatrosu'nun Cevahir Sahnesi'nde sahnelenen Willy Russel 'in yazdığı, Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği Rita'nın şarkısı adlı oyunu izledik. Oyuncular Tülay Günal ve Çetin Tekindor idi. İkisinin de oyunculuğu muhteşemdi. Oyundan çıktığımız an "şu an tekrar verseler seve seve izlerim" dedi hatta İclal. Seyircilerin tepkisizliği şaşırttı bizi. Ne güldüler, ne alkışladılar, ot gibiydiler yaw:) Ama biz mest olmuş ifade ile seyrettiğimiz oyuna ve oyunculara gereken değeri verdik seve seve.
Konu harikaydı, izlerken düşündürdükleri de. ama ben burada anlatmayayım ve imkanı oaln herkesin izlemesini tavsiye edeyim. Rita'nın Şarkısı görülmeye değer ,değerli bir tiyatro oyunu.Emeği geçenlere binlerce teşekkürler....

21 Aralık 2009 Pazartesi

Paranoyaklığa bir örnek:))

Merhaba, güzel bir hafta olur inş. bugün başladığımız hafta. Amin...
Geçenlerde Saliha'ya annemin teyzesinin torunundan bir mesaj gelmiş. Saliha iş yerinde nete giremediğinden bir arkadaşının evinde facebooka göz gezdirip, hemen kaparken görmüş mesajı ama cvp verecek kadar uzun kalamamış nette. Daha sonra Nilü'deyken açtığında aynı kişiden 2. bir mesajın geldiğini görüp, okuduğunda şok olmuş:) Kahkahalar havada uçuşmuş tabi:) Bana anlattığında ben de çok eğlendim ve bana kopyalamasını istedim ki sizlerle de paylaşayım:) Dünyanın ne çok paranoyak insan ile dolu olduğunu hatırlatan bu trajikomik mesajlar şöyle:)
1. mesaj: "merhaba, hanımefendi sizi tesadüfen gördüm facebookta salih adında bir arkadaşa bakıyordum bütün salihleri tarıyordum birden sizin bu resminiz çıktı ekrana, ve anneme dedimki bu sizin akrabanız değilmi ya dedim, annemde baktı evet bu ayşe ablanın kızı dedi, ben gülbaharın oğluyum, annen anneni tanır sende tanırsın herhalde,,, akrabalık varmış aramızda annem öyle söylüyor,,annem selam söyle dedi,, o yüzden bu vesileylede selam yollamış oldu,,, annemin çok çok selamı var, iyi günlerrr...."
2. mesaj:sen ne kadar anlayışsız dengesiz ahmak terbiyesiz biriymişsin yaaaa, kadıncaz size slm yolluyor ALLAH ın selamıdır bu, sen utanmıyormusun, ayıp ayıp, sen ne sandın hani sana iş olucam öyle bişiymi sandın bu mümkünmü sence, benim işim gücüm yok sana yazılacam öylemi, sen benim klasımda birimisin ilk başta onu araştır tamammı, ben bir insanın saçının telini sayaqmayacağı kadar bayan arkadaşla çıkmışım, sen ilk başta aynayla yüzleş ondan sonra ne düşünüyorsan düşün,,,, biz TRABZON luyuz başkasına benzemeyiz,,,,, Annem dedi bu bizim akrabamız yoksa benim seninle ne işim olurrr yaaaa sen kiiiiiiim ben kim, kusura bakma sinirlendim çünkü,,, sizin gibi akrabada olmaz olsun,,,, senin suratın zübeyde ablanın çocukları varya engin ile ali aynı ona benziyor onlar benim çocukluk arkadaşlarım aynı mahallede büyüdük, ali benden ufaktır da engin akranım gerçi enginde benden büyük ve senin sıfatın aynı tıpatıp ona benziyor şans eseri salih diye bir arkadaşa bakıyordum sen çıktın kuran çarptınki bende anneme dedimki ya bu senin akraban değilmi dedim oda evet ayşe ablanın kızı dedi slm yolla dedi yoksa benim işim gücüm yok bilinçli bi şekilde sana selam vericem hay ALLAH ım yaaaa, çok terbiyesiz birisin, sizin gibi akraba da olmaz olsun, bana karşılık marşılık yazma kaybol,, kesinlikle yazı yazma sakınj sakın haaaaa, kaybolllll--------------------

Benim yorumum: :))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))

16 Aralık 2009 Çarşamba

Günah almışım:)

Merhaba, dün Mustafa Keser'in günahını almışım. Allah'ım beni affetsin:) Dün gece yattıktan sonra Saliha "abla sen neden Arap Şükrü'ye kızdın ki, sevmiyor musun" deyince, Arap Şükrü yerine Mustafa Keser'e boşuna kızdığımı anladım:) Arap Şükrü kim bilmiyorum ama bundan sonra da bilmek istemediğimden eminim:) "O iğrenç şarkıyı Arap Şükrü mü söylüyordu, ben de bloğuma Mustafa Keser yazmıştım" dediğimde ise "abla iyi ki en yoğun günündü iş yerinde, bloğuna bile yazabilmişsin" dedi Saliş Hanım:) Dün cidden iş hayatımdaki en yoğun günü yaşadım. Hem iş arkadaşım rahatsızdı gelemedi, hem de işler çok yoğundu. Böyle olunca cidden yorucu bir gün geçirip, Saliha'ya yakınmıştım. Ama bu detayı atlamayacağını düşünemedim:) Allah'tan Saliha'nın dün insanlığı üzerindeydi:) Bloğumu mu okudu ne:) "İstersen 2 sayfa kitap okuyabilirsin" dedi aniden. Ben sevinçle ışığı açıp kitabımı aldım elime, baktım ses etmiyor okudukça okudum:) "Abla kaç sayfa kaldı" diye her soruşunda "1,5,1,yarım" gibi farklı cevaplar verdiğimde " hmmmm" demekle yetindi:)) Ben de iyiliğini suistimal etmemek adına(!) 1 üniteyi tamamlayınca ışığı söndürdüm:)))) İyisine "iyi" demeyi de bilirim vesselam:) Sevgiyle...

15 Aralık 2009 Salı

Sinirli başlanan gün ve önceki günlerim...

Merhaba,sallanan bir Salı yaşıyorum. Nedense sinirim çok bozuk bugün. Sinirli güne başladım ve sinirli devam ediyor . Saliha hanım sabahları cep telefonundaki uyandırma müziğini değiştirmiş. Daha da iğrencini koymuş. Sanırım Mustafa Keser'in bir şarkısı; ama iğrenç ötesi. Sabah sabah öyle bağırmışım ki "yeter artık kapa şunu" diye, sesimden kendim korktum :) Özellikle uyanmak için bu şarkıları çalıyor diye düşünüyorum ama on kere de çalsa uyanmıyor . Cidden bu uyanma işine bir çözüm bulmazsam kardeş katili olabilirim:) Yatarken de kitap okumama izin vermiyor zaten. Odaya gelince "kaç sayfa" diyor , 2 sayfadan fazla okutturmuyor hemen ışığı söndürüyor. Offf Allahım aceba ayrı eve mi çıksam:( Neyse daha fazla dert yanmadan günlerimi yazayım ben:).
Dün akşam iş yerimdeydim .
Cumartesi ve Pazar günleri havanın bozukluğu da etkendi sanırım evden dışarıya çıkmadım. Yeliz ile bol bol Saliha'nın aldığı DVD' leri izledik. Vali,3. Göz( daha önce de izlemiştim), Mum kokulu Kadınlar ve Ağır Roman izlediğimiz filmlerdi. Maksat vakit geçirmekti işte:)Cuma akşamı da evdeydim.
Perşembe günü Bekleme Odası'nı izledim tiyatroda.
Çarşamba akşamı Duranay'daydık İsmi,Saliş, Deniz,Elmas,Şeyma ve Özgül ile.
Salı günü Elmas'taydık Deniz ve Zehra ile.
Bu sefer kısa oldu:) Kısa yazınca ben bile seviniyorum , okuyanlar nasıldır kimbilir:) Bu arada yorum yazan arkadaşlardan ricam isimlerini yazmalarıdır. Çünkü kim olduğunuzu anlayamıyorum. Sevgiyle kalın...

14 Aralık 2009 Pazartesi

"Gün olur asra bedel"


Merhaba, son okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere, Cengiz Aytmatov'un "Gün olur asra bedel" adlı romanından...
İsmini çok duyduğum Kırgız yazarın ilk kez bir kitabını okudum. Her zamanki gibi iş yerimde koli halinde olan kitaplarıma göz atamadığımdan, Salih'in evdeki kitaplarından biriydi bu kitap. Sırf yine ve yeni kazandığım okuma alışkanlığımı kaybetmemek için ne bulursam okuyordum ki, bilinçli bir tercih olmamasına rağmen çok çok memnun kaldım bu kitaptan. Her şeyden önce uzun zamandır roman okumuyordum. Romanın edebiyatta çok büyük bir yeri olduğunu hatırlattı bu kaliteli yapıt bana. 'Okuduğum kitaplar arasında mutlaka roman da bulunmalı' hatırlatmasını yaptı. Yazarın hayal gücü, yazım tekniği, ayrıntıyı sıkmadan anlatışı beni büyüledi doğrusu. Kitabı okurken anladım ki çok iyi bir yazarın yapıtını okuyorum.Kitabın ismi zaten şiir gibiydi . Gün olur asra bedel, bir günde yaşananları; yaşarken dünü, bugünü ve yarını hatırlayışı ile birbirinden kopmadan harika geçişler yaparak asla sıkılmadan okutturuyordu kendini. Esere ilk başladığımda "bu olaydan ne çıkar ki" derken, yazarın hayal gücüne hayran kaldım okumaya devam ettikçe. Tabi yaşadığım hayatın çoğu insana göre ne derece kolay olduğunu hatırlayıp şükür de ettim. Eserdeki uzay kurgusu da çok ilgi çekiciydi. Asla diğer konulardan kopmamakla birlikte aynı anda iki farklı dünyayı anlatması da çok başarılıydı. Romanda anlatılan bir efsanede bir kabile tutsak ettikleri insanları mankurt ederek ; yani geçmişini,kim olduğunu ,nereden geldiğini unutturarak esir ediyordu. Anasını, babasını ve çocuğunu unutan bu insanlar efendisinin emriyle ve ona yaranmak için öz anasını öldürmekten çekinmiyordu. Mankurt bahsi ise bizim mankurt olmamamız uyarısını taşıdığından hayli önemliydi bence. Sanırım elimdeki kitap eski bir basımdı. Çünkü netten kitap kapağını epey zor buldum:) Velhasıl okumaktan asla pişman olmadığım, bilakis zevk aldığım bu eseri tavsiye ederim.
Kitap dünyasında buluşmak ümidi ile...

11 Aralık 2009 Cuma

"Bekleme Salonu"


Merhaba , dün akşam İclal ve Ülkü ile Reşat Nuri Sahnesi'nde Yiğit Sertdemir'in yazdığı ve Tolga Yeter 'in yönettiği Bekleme Salonu adlı oyunu izledik, zevk ile...
Cidden Bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim oyunun.Oyuncuların da bu güzelliğe katkısı büyük elbette. Cengiz Tangör,Zeynep Özyağcılar ve Ertuğrul Postoğlu 'nun oyunculukları da ,oyunun konusu kadar harikaydı. Konuyu yazmayacağım ama algılarımızı, algılarımızla seçtiktiklerimizi, önyargılarımızı, hırslarımızı, egolarımızı ve en önemlisi hayal gücümüzün genişliğini gözden geçirmek için bir uyarı niteliğini taşıdığını söyleyebilirim. Cidden değişikti ve çok hoştu. İstanbul'da yaşayanlar izlemeye çalışsın, memnuniyetle tavsiye ederim. Bu arada izleyiciler arasındaki Hasibe Eren'in çok güzel olduğunu yazmadan edemeyeceğim. TV de ne çirkin görünüyormuş yaw, hayran oldum doğrusu:) Maşallah diyeyim ve beklemeden Bekleme Salonu'nu izlemenizi tekrar salık vereyim:) Asla pişman olmazsınız. Emeği geçenlerin her birini gönülden tebrik ederim. Sevgiyle...

10 Aralık 2009 Perşembe

Bitmiştir! :)

Merhaba, Show TV’deki Yemekteyiz programını uzun zamandır saçma-sapan olduğu için izlemiyordum:) Fakat bu hafta Antalya’da olunca hadi dedim memleketimi izleyeyim, tabi ki gece verilen tekrarından:) Bu arada Antalyamızı kötü temsil eden yarışmacıları esefle kınıyorum:)Hepsi birbirinden cadı, ki bizde cadılık ne gezer:)Programı izlerken Salih engeline takılıyordum her gece:) Salih’in yattığı odada olunca TV ,kapatıp uyuyacağını söylüyordu. Dün gece bir yöntem buldum :) Saliha’yı karşısına oturtturdum:) Saliha onu ordan buradan havadis,dedikodu gibi şeyler anlatarak oyaladı ben TV’yi izledim:) Saliha tam susuyor çocuk televizyonu kapatmaya kalkıyor. “Saliha, durma konuş” diye uyarıyorum, başka bir şey anlatmaya başlıyor:) “Abla ben bu çocukla hiç bu kadar uzun konuşmamıştım “ dese de bana bu iyiliği yaptığı için Saliha’ya minnettarım:) Sonunda lafları Saliha’nın tanıdığı hemşehrimiz bir kıza döndü geldi. Kızı, Salih çok beğeniyor :) Bu kez Saliha onun hakkında bir şeyler anlatmaya başladı:)Salih, “abla var ya siz benim hakkımda konuşmasanız ben o kızı kesin ayarlarım” dedi durdu:) Onun hakkında pis-mis diyoruz ya:) Laf arasında kızın bizim köylü sevmediğimiz bir çocukla daha önce çıktığını duyunca Salih koptu:) Abla dedi o kıza hakkımda istediğini diyebilirsin hatta k….nı yıkamıyor bile diyebilirsin:) Bitmiştir!:)))

8 Aralık 2009 Salı

Günlerde...

Merhaba, kış mevsiminin iyiden iyiye kendini hissettirmeye başladığı şu günlerde, hava ne kadar soğuk olursa olsun, yüreğimiz hep sıcacık kalsın inşallah. Amin...
Kendim dua eder, kendim "amin"derim ben böyle:) Seviyorum dua etmeyi ne yapayım , güç veriyor bana. Gölgelerin gücü adına ben She-raaaaa:)) Saçmaladım farkındayım:) Neyse daha fazla cıvıtmadan günlerime geçeyim ben:)
Dün akşam evdeydim. Yani Yeliz'e girip çıkmalarımı saymadığımdan evdeydim diyorum:)
Cumartesi günü halamın oğlu Ramazan ağabeyime hastane ziyaretine gittim Kadıköy'e. Oradan da kuzen Musti'nin kızı Asya'yı görmeye Üsküdar'a geçtik. Ramazan ağabeyime acil şifalar diliyorum Allah'tan. Minik Asyamız çok baldı maşallah. Nilü, Dilek, Ayşe halam, Şazo, Hatice yengem ve annem de Beri'lerdeydi. Oradan da eve gelip, unuttuğum biletleri alıp annem ile konsere gittik gönüllerimize ziyafet çekmek için:)
O gece Antalya'dan gelen teyzem ve eniştemi görmek için Zeynep ve Ülkü ile ben de teyzemlere gittim. Teyzem benim yanımda konuşmamaya özen gösteriyor faceboka yazarım korkusuyla:)) Kaç kez söyledim ama faceye değil de bloğuma yazdığımı, anlatamadım ona:)) "Ele güne karşı rezil ediyorsun beni" deyip duruyor:) Anlayacağınız bu kez pek malzeme çıkmadı teyzemden:) Ertesi günü bayramda burada olmadığı için doğum gününü kutlayamadığımız İsmi'ye sürpriz doğum günü yaptık. Ülkü, Rukiş, Zeynep, Saliş, Gülay, Deniz, Elmas, Nurcan, Duranay, Özgül ve Zeynep ile birlikte. Kızkardeşi Şeyma, İsmi'ye kendi arkadaşlarının geleceğini söylemiş hazırlık yaparken . İsmi doğum günü geçtiğinden dolayı aklına bile gelmemiş. Evlerinin yakınında toplandık, pastamızı apartmanlarında açtık. Mumları da yakınca "iyi ki doğdun İsmiii" diye bağırıp kapısına geldik:) Cidden çok şaşırdı, çok da sevindi sanırım:) Bütün gün şaşkın yüz ifadesi yüzünden eksik olmadı:) Şapşaloz seni:) Nice senelere şekerciğim , hep huzurlu ol inş...

7 Aralık 2009 Pazartesi

Ahmet Özhan ile aşk sözcükleri...


Merhaba, Cumartesi günü akşamı CRR’de düzenlenen Ahmet Özhan’ın “Aşk sözcükleri” temalı konserine katıldık annem, Ülkü, Zeynep, İclal, Sevin, Rukiş, Fatma abla, Şerife abla, Aysel ve eşi Mithat ağabey ile birlikte. Kulaklarımızın pası silindi,ruhumuz dinlendi vesselam. Öyle bir mest olmuşum; ki mest olma halinin yüzüme yansıması ile çenem ağrıdı daha sonra ifademden dolayı:) Annem hasta gibiydi , gelmeye hali yoktu bir “geleyim” bir “gelmeyim” derken dayanamayıp geldi ki ilaç niyetine dinlediği birbirinden güzel şarkılar nasıl iyi geldi ona anlatamam. Kadın çıkışta hala konserin etkisindeydi, şarkılar mırıldanarak Ali’sini düşünüyordu:) İkinci bölümdeki şarkılar her insanın bilebileceği şarkılardan seçilince tüm salon eşlik ettik Özhan’a. Hatırla sevgili, Eski dostlar, Nasıl geçti habersiz,Yine bir gülnihal, Duydum ki unutmuşsun, Senede bir gün, Fikrimin ince gülü, vs harika şarkıları Özhan’ın sesinden dinlemek çok zevkliydi. Hele benim yanımda oturmak çok çok keyiflidir sanırım:) Çünkü ellerim Emel Sayın misali hiç durmadı ve şarkılara ritim tuttu en zarif şeklini alarak:)
Önümüzde oturan yaşı epey ilerlemiş amcanın şarkılarda eşinin elini tutması kıskandırıcı bir olaydı:) O anlarda hemen Rukiye ile algıda seçici davranıp birbirimize baktık :) Konser bittiğinde biz hala etkisinden kurtulamamıştık, Taksim sokaklarında koro halinde dinlediğimiz şarkıları mırıldanmaya devam ettik:)Tanıtım broşüründe yazılanlar sanırım konserden neler aldığımızı anlamak için kafi gelecek.
“Varlık aleminin kendini ifade etme yöntemlerinin belki de en etkili olanı sözcüklerdir. Her olgu kendini anlatmak, tanıtmak ve hatta sevdirmek üzere bu iletişim yöntemini kullanır. Varlık aleminin efendisi olan ‘insan’ en güzel şekilde yaratılmış olan ve en güzel şeyleri dillendirmek üzere yaratılmış olan en üst noktadır. Aslında insan gönlünü ve gönlünün de aslı olan sonsuzluğun sözcüklerini duyar, dinler ve de kapasitesi ölçüsünde söyler. Bu sözcükler her ne kadar zahir olarak bir insan ağzından çıkıyorsa da, sözcüklerin ve söyleyenin aslı olan yegâne ‘var’ın dillenmesinden ibarettir.
Sözcüklerin belki de en anlamlıları aşk adına söylenenlerdir. Çünkü söylenen ne varsa bilinsin ve ya bilinmesin ancak aşkı terennüm eder. Varlık alemindeki bütün fiiller aşk için ve de aşk adına oluşurlar.
Aşkın yol haritası olan bizim şarkılarımız işte bu ‘aşk sözcükleri’nin en veciz bir şekilde söylenenlerinden oluşmuştur. Aşkın hasreti vardır, vuslatı vardır, firkati vardır, coşkusu vardır, hüznü vardır. Ve şarkılar hepsinin sözcükleridir.
Bütün bu yazdıklarımın ispatı bu akşamki repertuarımızla ortaya çıkacaktır. Umarım sizler de gönlünüzün aşk fısıltılarını, aşk sözcüklerini çok net duyarsınız. Çünkü hayatın en etkin yaşam iksiri bu sözcüklerdir. Bu sözcükleri duymak isteyenler şarkılara kulak versin. Sizleri sözcüklerin en güzelleriyle selamlarım…”

3 Aralık 2009 Perşembe

Annem bu hafta yeminli:)))

Merhaba, annemin cep telefonundaki oyunun bağımlısı olduğundan bahsetmiştim. İşte bu bağımlılık onu sonunda hastaneye düşürdü. Salı günü çok şiddetli baş ağrısı çekince hastaneye zor atmış kendini. Hastanede serum vermişler, müşahedeye almışlar. Sonra yanına babam, Medişko ve Yılmaz ağabey gitmiş. Sonra da eve gelmişler. Bizim haberimiz olmadı. Tesadüf kuzenim Ayşe aramış annemi , ondan öğrendim. bize demiyor ama ona itiraf etmiş telefonda "oyundan oldu, gece gündüz uykusuz kaldım da" demiş:))
Ve "bir musibet, bin nasihatten iyidir" diyen atalarımız yine haklı çıktı:) Annem rahatsızlanınca bir hafta oyun oynamamaya yemin etmiş:) Şimdi gözümüz kulağımız annemde :) Çünkü bir bağımlı olarak kriz geçirmesinden endişe ediyoruz:))) Bi hafta dolunca ve tekrar oyuna başlarsa ne yapacağımızı da kara kara düşünüyoruz:)). Artık tüm sülale annemin bağımlı olduğunu öğrendi:)) Bayramda otobüs durağında, otobüste ve gittiğimiz yerlerde elinden telefonunu düşürmeyince herkes anladı :))) "Vah yenge bir psikoloğa görün" diyen ve durumunu vahim gören yeğenlerine bile aldırmadan "saçma sapan konuşmayın ben zekamı test ediyorum" deyip pişkin pişkin oyununa devam etti çünkü:)) Bakalım bundan sonraki gelişmeler ne yönde olacak. Anatem açmakta kararlıyız, hem Amatem'in de yükünü hafifletmiş oluruz:)))) Sevgiler...

1 Aralık 2009 Salı

Bayram haftasında...

Merhaba, hepinizin geçmiş bayramı mubarek olsun. Allah yeni bayramlara erişmemizi nasip etsin...
Bayramın birinci günü her zamanki gibi bitiremediğimiz işleri tamamladık evde Saliha ile söylene söylene:) Bizim temizliğimiz hiç bitmez nedense . Akşam üstü "ilk gün kurban telaşı ile kimse gelmez" diye Yıldız halama gittik. Kuzenlerimin ısrarlarına dayanamayıp o gece orada kaldık . Daha doğrusu kalabalık olunca yarımız halamda ,yarımız hala kızı Meral ablamda kaldık. Biz Meral abla tayfasında olunca Saliha,Nigar ablam ve ben sabaha kadar muhabbet ederek geçirdik geceyi. Annem bağımlılığına tam gaz devam ediyor. Durakta,otobüste ve gittiğimiz yerlerde oyun oynamaya devam:) Kuzenlerimiz çok üzüldü haline annemin:) “Üstüne gitmeyin” diye bizi tembihlemeyi de ihmal etmediler:).
Ertesi gün kahvaltıdan sonra eve geldik. Nilü’ler bize geldi. Mustafa ağabeyim uğradı.Ülkü,Gülay ,Rukiş ve çocukları geldi sonra. En son Adem amcamlar,Yasin’ler ve Arzu ablamlar geldi bayramlaşmaya. Saliha yine firar olunca sofrayı kurup,kaldırmak her zamanki gibi bana düştü:) O gece Arzu ablam,Erim ve Sevde ileYasin’ler de kaldık. Muhabbet ederek geçirdik geceyi.
Ertesi sabah sözleştiğimiz gibi Elmas,Deniz,Saliha,Arzu ablam,Ertan ve Ata ile Garipçe köyüne kahvaltıya gittik. Şiddetli yağmur sonrası açan güneş ile neşemiz de açtı:) Elmas’lar yeni bir mekan keşfetmiş. Zaten bütün mekan keşiflerini Elmas yapar, biz hazıra konarız:) Mekanın adı Kaşı Kumluk. Web adresini de vereyim http://www.kasikumluk.com/ . Kahvaltı çeşitleri çok zengin ve güzel. Mıhlamasını beğendim. Kuzinede patates yaptılar bize, ekmek kızarttılar. Çalışanları da çok ilgili sağolsunlar. Memnun kaldım , tavsiye ederim:) Uzun süren kahvaltının ardından Rumeli fenerini, kaleyi ve sahil kenarını gezdik güle , oynaya. Akşam üstü eve döndüğümüzde Nilü’nün çocukları bize bırakmış olduğunu gördük. Hem çocuklara değişiklik olsun hem de bayramlaşalım diye onları alıp Nugül ‘e gittik Aysel ve Birsen ile sözleşip. Fakat Nurgül’ün misafirleri vardı çok kalabalık. Biz de fazla durmayıp hepbirlikte Serpil’e gittik bu kez:) Serpil’lerde de misafir olunca başka kapılar aradık ki bulamadık:) Nilü’ler bizi yoldan alınca ona gitmeye karar verdik sonunda Aysel,Saliha ve ben:)
O geceyi orada geçirdik. Sabah kahvaltısını Alperen beyimiz hazırlamış. “Kahvaltı yapmak isteyen parmak kaldırsın” diye uyandırdı bizi:) Ciddi ciddi hazırlamıştı sofrayı, sandalyeyi koyup tabakları bile dolaptan almış. Annesinin sofra düzenini de kapmış, kaşıklar çatallar da yerindeydi:) Şok oldum ben tabi. Annesinin de ilaveleri ile güzel bir kahvaltı yaptık birlikte. Alperen parayı erken öğrendi maalesef. Bayramda kimin elini öpse para istiyor ve alınca “artık zengin oldum” diyor:) Nilü ile eniştem utancından yerin dibine giriyorlar. Ömer’den böyle şeyler hiç görmedik ya çok üzülüyorlar. Tembihliyorlar sürekli ama nafile:) Alperen bu , Salih dayısına çekmiş bir çocuk işte. Öğleden sonra eve gelip dün bir daha da çıkmadım. Bir güzel dinlendim evde.
Arefe günü yarım gün çalışıp, öğleden sonra Rukiye ve annemle annemlerin mevlidine katıldık. O gün oruçtum iftarı Rukiş ile Elmas’da açtık. Oradan ben Cemal Reşit Rey’e gidip bu hafta gideceğim konser biletlerini aldım. Biletix'den bilet almayacağım artık çok fazla hizmet bedeli kesiyorlar:)
Çarşamba günü önce Fatma’ya uğradım,sonra annemin hala kızı Durdu ablaya.
Salı günü de Elmas’lardaydık Deniz,Hanife,kızkardeşi,Aysel ve Zehra ile. O gece Aysel bizde kaldı.
Pazatesi günü evdeydim:)
Bir haftamın özeti bu kez biraz daha uzun oldu. Malum araya bayram tatili girince:)…
Her günümüz bayram günleri gibi sevdiklerimizle geçsin inş…

25 Kasım 2009 Çarşamba

Amma özel mimmiş bu yaw:)

Merhaba ,Blah blahciğim beni sobelemiş:) Canım benim nereden aklına geliyorum ben yaw senin:))) Madem mimledin bana da cebaplamak düşeri, nazik bir insan olarak:) Yalnız bu mimi sevmedim, "evet,hayır" cevapları ile sürdü gitti. Bir de çok özel sorulmuş sorular ama tüm cevaplarım doğrudur şüpheniz olmasın:)
En son ...(yaptığın)
1. En son aldığınız besin nedir? Portakal.
2. En son kimi aradınız ? İclal’i .Yeni bir gezi programı oluşturdum da:)
3. Son mesajınız? Hatırlamıyorum. Sanırım Ramazan bayramı tebriğidir:) Msj ile iletişim bana göre değil:)
4. Dinlediğiniz son şarkı ? “Mazi Kalbimde bir yaradır”Malum bloğumu açınca o çıkıyor:).
5. En son ne zaman ağladınız ? Yetim buluşması gecesinde. Hayret yaw bayağ olmuş. Büyüyorum galiba:)
Hayatınızda hiç ... ?
6. Aynı kişiyle iki kez cıktınız mı? Bir kez bile çıkmadım:).
7. Hic aldatıldınız mı ? Sanmam:)
8. Birini öptünüz ve pişman oldunuz mu ? Hayır.
9. Özel birini kaybettiniz mi ? Hayır.
10. Depresyona girdiniz mi ? Girmem mi:) Çokkk:)
11. Sarhoş oldunuz ve kustunuz mu? Hayır
13 Favori renginiz... Beyaz
BU YIL HİÇ ... ? : (2009)
15. Yeni arkadaş edindin mi ? Hayır:) Bütün arkadaşlarım eski.
16. Erkek arkadaşınla kavga ettin mi ? Olsa ederdim:)
17. Ağlayana kadar güldün mü ? Evet, çok hem de:)
18. Seni değiştiren biriyle tanıştın mı? Hayır
20. Senin dedikodunu yapan birini yakaladın mı?Malesef:)
21. Facebook'ta arkadaş listendeki biriyle öpüştün mü ? Yanak yanağa ise öpüştüm:)
22. Facebooktaki arkadaş listendekilerin kaç tanesini gerçekte tanıyorsun ? Kesinlikle hepsini
23. Kaç tane çocuğun olsun istiyorsun ?En az 3,en fazla 5:)
24. Evcil hayvanın var mı ? Var bir kaplumbağa, adı Armut:)
25. Adını değiştirmek ister misin ? Hayır
26. Son doğum gününde ne yaptın ? Ramazan’da idi arkadaşlarımı iftara çağırdım birlikte kutladık.
27. Bugün kaçta kalktın ? Tam 08,17 . İş yerimden uyandırılıyorum da her zabah:) Telefona bakıp net yazdım:)
28. Dün gece yarısı ne yapıyordun ? WC ye taşınıyordum:) Söylemesi ayıp üşütmüşüm de:)
29. 4 Gözle beklediğin birşeyi adlandır ? Koca:)
30. Anneni en son ne zaman gördün?Dün gece.
31. Hayatında değiştirmek istediğin şey ? Çok şey var ama en önemlisi ilk evliliğimi yok ederdim.
32. Şuanda ne dinliyorsun ? Hiçbir şey, ortam çok sessiz.
33. Tom isimli biriyle hiç konuştun mu ? Maalesef, Tom Cruise çok aradı ama cvp vermedim:)
34. Şuanda sinirlerini ne bozuyor ? İş yerimdeki biri:)
35. En çok ziyaret ettiğin web sitesi ? Gazeteler
36. Gerçek adın ne ? Gizemli biriyim ben söyleyemem:)
37. Lakapların ? Sarı köpek, edebiyatçı, sakar
38. İlişki durumun ? Bekar:)
39. Burcun ? Başak.
40. Erkek misin kadın mısın ? Bayan:).
41. İlk okulun ? Artık yok, ilköğretim okulu oldu:)
42. Orta okulun ? Olmadı:)
43. Lise ? Onun da yerinde yeller esiyorJ Mekan değiştirdi.
44. Saç rengin ? Çocukken sapsarı,büyüyünce açık kumral, umarım beyaz olmaz:)
45. Saçın uzun mu kısa mı ? Uzun.
46. Boyun ? OrtaJ Kısa da denebilir:).
47. Birine vuruldun mu ? Vurulsam yaşamazdım ki:) Ay iğrenç bir espri idi kabul:)
48: Kendinle ilgili neyi seviyorsun ?Hemen hemen her şeyi. Ama en çok saçlarımı.
49. Piercings ? Yok.
50. Dövme ? Yok.
51. Sağ mı sol mu ? Hiçbiri:)
İLKLER :
52. İlk yaralanman ? Benim hatırladığım 5 bardak çay dökülmüştü. Ama her gün yaralanırdım çocukken:)
53. ilk piercing ? Yok ki.
54. İlk en iyi arkadaşın ? İlkokuldaki Esra. Büyüyünce görüşemedik ama.
55. İlk spor aktiviten? Koşu:)
56. İlk tatilin ? Antalya
58. İlk spor ayakkabın ? Hatırlamıyorum
ŞUANDA:
59. Yediğin şey ? Orucum şu an.
60. İçtiğin şey ? Orucum dedim ya
61. Birazdan ... ? Oruç açacağım:)
62. Dinlediğin şey ? İş arkadaşım Aylin’in muhabbeti:D
63. Beklediğin şey ? Ezanın okunması ve bir sigara yakmak:)
GELECEĞİN:
64. Çocuk istiyor musun ? İstemem mi:)
65. Evlenmek istiyor musun ? Sadece çocuk için:)
66. Kariyer ? Fena olmaz:)
HANGISI DAHA İYİ :67. Dudaklar mı gözler mi ? Dudaklar
68. Sarılmak mı öpüşmek mi ? Kesinlikle ikisi birden:)
69. Kısa mı uzun mu ? Ortası
70. Senden küçük mü büyük mü olsun ? Büyük.
71. Romantik mi doğal mı ? Doğal
72. Güzel bir karın mı güzel bir kol mu ? Karın tabiî ki. .73. Sakin mi sesli mi? Sakin (da bu hangi anlamda soruldu onu anlamadım:))
74. Arkadaşlık mı ilişki mi ? İkisi de…
HAYATINDA HİÇ...
76. Tanımadığın birini öptün mü ? Hayır.
77. Sert bi' likör içtin mi? Sadece çocukken likörlü çikolata yemişim:)
78.Gözlüklerini ya da lenslerini kaybettin mi ?Güneş gözlüğümü çok kaybettim.
79. İlk çıkmadan seviştin mi : ? Çüşünüz :)
80. Birinin kalbini kırdın mı ? Kesinlikle evet
81. Senin kalbin kırıldı mı ? Çokkkk:)
82. Tutuklandın mı ? Hayır
83. Birini geri çevirdin mi ? Evet:)
84. Birisi öldüğünde ağladın mı ? Çokkk…
85. Arkadaşların tarafından kandırıldın mı ? Kesin kandırılmışımdır ama hatırlamıyorum
İNANIR MISIN ? :
86. Kendine ? Evet
87. Mucizelere ? Evet
88. İlk görüşte aşka ? Hayır
89. Cennete ? Evet
90. Noel baba? Hayır.
91. İlk çıkmada öpüşmeye ? Bana ters:)
92. Meleklere ? İnanırım.
DOĞRU CEVAPLA :
94. Aynı anda 1 den fazla biriyle çıktın mı ? Ay anam hiç çıkmadım diyorum yaw:)
95. Bugün şarkı söyledin mi ? Hayır,dün akşam söylemiştim:)
96. Birini kandırdın mı ? Hayır
97. Geçmişe dönebilsen hangi zamana giderdin ? Çocukluğuma
98. Geçen yıllardan bir günü silmek isteseydin o gün hangi gün olurdu ? 16/03/2003 evlendiğim gün
100. Bunu yollayacak mısın ? Hayır. Kimse pasladığım mimleri kaale almıyor ki:) ama alan varsa cevaplayabilir.

Yine Mim:)

Merhaba, Bu kez de Nina mimledi beni. Teşekkür ederim şekerciğim beni mimlediğin için.
1.En son hangi ülke gündemiyle canını çok sıktın?Her an canım sıkılıyor Filistin’e ve İsrailliler’in yaptıklarına
2. En son hangi şarkıdan nefret ettin?İbrahim Tatlıses’in “söndü içimin ateşi bitti” diye başlayan şarkısı. Saliha her sabah bu şarkıyı kurup uyanıyor ve benim tüylerim diken diken oluyor duyduğum an.
3. En son hangi fast food ürününden nefret ettin?Midye tavadan.Şampiyonda yemiştim bir daha da yemem.
4. En son hangi sakat atı yedin?Kokoreç yemişimdir. Bayılırım.uykuluk da yemiş olabilirim:)
5. En son hangi yerli şarkıyı beğendin?Unutulmaz dizisindeki “Unutulmaz” adlı şarkıya hasta oldum.
6. En son hangi yabancı şarkıyı beğendin?Leonard Cohen’in şarkılarını ama isimlerini yazamayacağım kadar yabancı:)
7. En son hangi yerli filmi beğendin?Umut
8. En son hangi yabancı filmi beğendin?Hiç hatırlamadığıma göre epey olmuş seyredeli:)
9. En son hangi kitabı okudun?En son okuduğum kitap kayda değmez:) Şu an okuduğum Cengiz Aytmatov’un Gün olur Asra Bedel adlı kitabı.
10. En son hangi bilgisayar oyunu oynadın? FreeCell:)
11. En son hangi mizah dergisini okudun?Mizah dergisi pek okumadığımdan hatırlamıyorum
12. En son neden korktun?Domuz gribinden:)
13. En son neye neden küfrettin?
Küfür için neden aramam genelde :) Herkese olabilir bilmiyorum:)
14. en son neyden kaçtın? Müşteri telefonundan:)
15. En sevdiğim 5 film?
(Aslında ilk aklıma gelenleri yazıyorum şu an:))
Eşkıya
6. his
Babam ve oğlum
Beyaz Melek
120
16. En sevdiğin 5 şarkı?
(Aslında ilk aklıma gelenleri yazıyorum şu an:))
Mazi kalbimde bir yaradır
Boş çerçeve
Duydum ki unutmuşsun
Nasıl geçti habersiz
Fikrimin ince gülü
17. En sevdiğim 5 yemek?
(Aslında ilk aklıma gelenleri yazıyorum şu an:))
Patates kızartması,
Kebap,
Mantı,
Çiğ köfte,
İçli köfte
18. En sevdiğim 5 isim?
(Aslında ilk aklıma gelenleri yazıyorum şu an:))
Çağrı,Ayça,Zühre,Asya,Sina
19. En sevdiğin 5 oyun?
(Aslında ilk aklıma gelenleri yazıyorum şu an:))
Okey,Tabu,FreeCell,Solitaire,Dama
20. En büyük korkun nedir?Nina’ya katılıyorum sevdiklerimin ölümü
21. En nefret ettiğin 5 klişe laf nedir?
(Aslında ilk aklıma gelenleri yazıyorum şu an:))Bebişim,Aşkitom,Dermişim,Aga,Kardeşim benim

24 Kasım 2009 Salı

Öğretmenler gününüz kutlu olsun...


Merhaba , bugün öğretmenler günü. Başta biricik arkadaşım Rukiye’nin, sevgili komşum Gönül ablanın, Nurgülcüğüm’ün ve blog arkadaşım Ayşenurcuğum’un öğretmenler gününü tebrik ediyorum. Bu saydığım isimlerin öğretmenliklerine hep imrenmişimdir ve hep onlar gibi öğretmenlerin çoğalmasını dilemişimdir. Hatta “keşke benim çocuğum sizlerin sınıfında eğitim görse" diye de iç geçirmişimdir.
Öğretmenlik cidden en kutsal mesleklerin arasında. Bu kudsiyete layık öğretmenlerin sayısının çoğalmasını dilerim. Bu vesile ile layık olan tüm öğretmenleri de tebrik ederim. İnşallah bir ömür boyu geçim sıkıntısı çekmeden, yüksek standartlarda ve sadece kaygınızın “en iyi eğitimi vermek” olacağı bir yaşam sürmenizi dilerim. Hep sağlıklı, hep huzurlu ve hep öğretici kalın. Sizleri seviyorum…

imdatttt!!! benim annem bir bağımlı...

Merhaba , anneme bir hal oldu. Daha doğrusu bu hal dönem dönem olurdu zaten, şimdi nüksetti:) Evvelden 51, okey, tetris, bulmaca gibi oyunlara takılan annemin yeni tutkusu cep telefonundaki oyun. Nereden buldu , nasıl öğrendi bilmiyoruz ama biz ANATEM adlı bir merkez açıp annemi yatırmayı düşünür olduk:) Sabah kalkıyoruz karanlık odada bir ışık var tavanda:)Annem artık bizden gizliyor oyun oynadığını:) Gece kaçta kalkarsam kalkayım, elinde yine o alet:) Bazen cep telefonu elinde olmuyor ve ben sevinmeye başlıyorum “unuttu” diye. Heyhattt:) Sadece saatin 00,00 olmasını bekliyor oluyormuş o anlarda:) Çünkü o saate kadar yemin etmiş oynamamaya:) Saliha “yakın gözlüğü ile milletin annesi el işi yapar , bizim annemiz oyun oynuyor” diye söylendiğinde ise “anneniz akıllı bir kadın bununla övünmelisiniz” demez mi:))) Bazen durumun vehametinin farkına da varmıyor değil. Mesela elinde telefon koridorun duvarına yaslanıp ,ayaklarını üst üste koyup yürümeye çalışırken ,WC ye yetişene kadar kaçırabileceğini fark ettiği zamanlarda; ki o zamanlarda elinde hala cep telefonu oluyor “nevbahar bu telefondan oyunu silebiliyor muyuz?” diye soru sormayı da ihmal etmiyor:)))) Yok yok ANATEM kurmak şart oldu:)))) Babama gelince “kadın yaptığın doğru mu Allah Allah “ dese de “dur Ali rekora koşuyorum” diyen pişkin anneme nasıl söz geçirsin ki. Yeminli olduğu zamanlarda da “hadi Aliciğim aşkım bitanem dans edelim” demesindense oyunla ilgilenmesi daha iyi sanırım babam açısından:) Geçenlerde zorla dans ettirdi babamı yine:) Adam öyle zamanlarda sinirden kıpkırmızı kalıyor:) Ne annem usandı ilk günki gibi taptaze aşık olmaktan, ne de babam usandı anneme “dur kadın Allah Allah hiç sevmediğim şeyler” diye söylenmekten:)Bu durumlarda “yaaa tartışmayın psikolojimiz bozuluyor,kişisel gelişimimize zarar veriyorsunuz” diyen kazık kadar evlatlar da eklenince cidden cümbüş oluyor bizim hane:)Ah diyalogları yazabilsem Asuş teyzemin Antalya’dan gelmesini dört gözle beklememe hiç gerek kalmayacak:) Ama maalesef ben her defasında pişman oluyorum hatırımda tutamayışıma. Anneciğim umarım bu bağımlılıkların yüzünden ileride bloğumu okuyan torunların tarafından saygınlığını kaybetmezsin:) Hoş Cumartesi günü sevgili anneannelerini örnek alan Alperen ve Ömer Faruk da bizden aldıkları cep telefonu ile oyun oynadılar . Hepbirlikte annemin yatağındaydılar bütün akşam:) Uslu durmaları açısından iyi de olsa lütfen anneciğim daha fazla torunlarına ve evlatlarına zarar vermeden kurtul şu alışkanlığından:) Yalvarıyorum:)…

23 Kasım 2009 Pazartesi

Günlerimden...

Merhaba, yeni blogcuya alışamadım, hiç yazasım yok bu sebepten. Ayrıca yorum yapmak için üye olmak şartı mı ne , kimin yorum yaptığını göremiyorum:( Oysa analatacak ne çok şey oluyor, umarım blogcuya duyduğum nefret ıskalatmaz:)
Dün bütün gün evdeydim.Bol bol tembellik yaptım.
Cumartesi günü oruçtum:) Malum günler kısa olunca borçlarımı tutmanın tam vaktidir:) Cidden amcamın dediği kadar var "madem saatler ileri alınıyor bu işi Ramazan'da yapsalar ya 3-4 saat " dediğinde çok gülmüştük ama 16,45 de oruç açmak çok zevkli:) Hiç zorlanmıyorum:) Hele Cmt akşamı ezandan 5 dakika önce kalktım ve oruç tutmak çok kolay oldu:). Zehra'ya iftara gittim tam 5 dakika kala kalkıp:) Tabi biraz geciktim:) Zahra'da arkadaşı Necla ve kızı Aleyna vardı. Sanırım onları epey güldürdüm:))
Akşam Nilü'ler geldi bize yemeğe. Kayınpederi Mesut amca da geldi. Nilü'ler sonunda araba almışlar. Oh bee yeğenlerimi daha sık görebileceğim artık. O gün eniştemin yengesine hasta ziyaretine de gittik biz bayanlar. Ve Gülay ablaya bol bol masaj yaptım ben, çok memnun kaldı.
Cuma akşamı Ülkü'nün ofisine uğradım. Oradan da kayınvalidesinin evine geçtik birlikte.
Sonra da Ülkü ve Aysel ile bizim eve gittik. O gece Birsen ve Aysel bizde kaldı. Geç saatlere kadar oturduk ve epey eğlendik birlikte:)
Perşembe akşamı Ülkü'ye gittik Birsen ile.
Çarşamba akşamı ise evdeydim:)
Dostlar yoğun olan işlerim birazhafifleyinde blogcuyu terk edeceğim. Size müjdem olsun:). Sevgiyle...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Günce...

Merhaba, blogcuya bir hal olmuş:( Hiç sevmedim yeni halini. Alışana kadar da sevmem herhalde. Teknolojide yeniliği sevmeyenlerdenim ben. Teknoloji ilgimi zaten çekmiyor:)
Meğer günlerdir bloğuma giriş de sorun yaşamamın sebebi yenilikmiş. Neyse ben günlerime geçeyim.
Dün evdeydim. Pazar günü bitiremediğim temizliğime devam ettim:)
Pazar günü de bütün gün evdeydim.Biraz dinlendim biraz iş yaptım Annem hem Çarşamba günü gelecek misafirleri için hem de bayram için beni bir güzel çalıştırdı:)
Cumartesi günü Şazo ,Neco, Necla yenge ve annem , kuzen Nigar abladaydık. Biz çıkarken Ayşe halam da geldi. Akşam Fatma'daydım Saliş,Sevin ve Ülkü ile.
Cuma akşamı da Fatma'daydık Sevin ile. Fatma'nın eşi şehir dışında olunca sözleştik "kalmaya gidelim" diye. Geç saatlere kadar bol muhabbetlizaman geçirdik. Lisede 2 yıl aynı sırayı paylaştığımız 3 sıkı dost olarak arkadaşlığımızın eskimemesi ne hoş.
Perşembe günü evdeydim. Yeliz ve kızı Sıla bizde izledi dizilerini kendi tv'leri bozulmuş da:)
Çarşamba akşamı iş yerindeydim.
Salı akşamı evdeydim.
Pazartesi akşamı da evdeydim:)
Ben kış geldi ya hep evde olurum sanırım:) Olsun bir değişiklik olur bana :)
Kalın sağlıcakla...

10 Kasım 2009 Salı

Muhteşem Gaziantep gezimizden notlar...

Merhaba, Gaziantep’den dün döndük. Yol yorgunluğu,uykusuzluk derken neler yaşadık sıcağı sıcağına yazamadım. Şimdiden söyleyeyim bir güne öyle çok şey sığdırdık ki yazı uzun olacak, ama çok da keyifli okunmaya değer:)
Cumartesi günü sayımız 10 kişi olunca Havaş’ın servisi yerine minübüs kiralamayı uygun bulduk Sabiha Gökçen Havalimanı’na giderken. Aramızda ilk kez uçağa binecek olan 4 kişiden Elmas bizi çok güldürdü. İnanılmaz panik yaptı ve korktu. Yanımdaki kadın “sakinleştirici verin bu bayana ” dediğinde sakinleştirici verdik:) Hem korktu hem de cam kenarında oturmak isteyip sürekli dışarıyı seyretti:) Saliha “tamam korkuların üstüne gidilmeli ama bu kadar da değil” dese de o dışarıyı izlemekten vazgeçmedi:) Sakinleştiricen sonra komik hali ise bizi uzun süre güldürdü. O gün akşam kebap yiyeceğiz diye kahvaltıdan sonra kimse bir şey yememiş:) Hepimiz açlıktan deliriyorduk. Otele gitmeden kebap yemeye karar verdik ki bize çok meth edilen İmam Çağdaş’a gitmeyi planladık. Havaş’ın servis şoförü bizi sağolsun merkezde indirmedi ve İmam Çağdaş’a kadar götürdü. Baktık ki kapanmış inanılmaz bir hayal kırıklığı yaşadık ki sağolsun şoför bu kez kebapçıların çoğunlukta olduğu bir sokağa kadar bizi götürdü. İşte ilk anda Antep’in misafirperverliği ile karşılaşmış olduk. Bu kez de hayatın çok erken bittiği Antep sokaklarında hayalini kurduğumuz açık bir kebapçı aramaya başladık:) Sonunda Köşk Kebap ’da önce kübban ekmeğine sarılı ciğer kavurmalarımızı yedik, sonra onların kıyma dediği Adana- Urfa karışımı bir kebap yedik köpüklü ayranlarımız eşliğinde:) Fazla seçeneğimiz yoktu gittiğimiz yerde ama yediklerimiz de enfesti doğrusu. Ardından çaylarımızı içtik, karnımız doyunca hiç kaçmayan keyfimiz daha da bir hareketlendi:) Ardından yandaki Ercan Usta tatlıcısından ismini çok zor ezberlediğimiz Belluriye tatlısı geldi kaymak eşliğinde. Ona da bayıldık. Çaylarımızı getiren Mehmet ağabey , 1 günümüz olduğundan ve çok şey yemek ,içmek ve görmek istediğimizden bütün sorularımızı sabırla cevapladı. Mehmet ağabeyi hiç unutmayacağız hepimiz çok sevdik. Misafirperverliklerinden ve lezzetli ikramlarından dolayı gittiğimiz bu mekandan da çok memnun kaldık. Ardından otelimizin yolunu tuttuk bomboş Antep sokaklarında . Sanki ilk defa gelmemiş gibiydik. Tarif edilen her yeri öyle kolay buluyorduk ki. Bunda yön duygusu gelişmiş Saliha’nın büyük payı var tabi:) Otele vardığımızda hemen kahve aldırıp kahvelerimizi içtik Ülkü’lerin odasında. Geç saatte Ülkü’nün eline kağıt-kalem alıp “sevgili günlük bugün de Gaziantep’teyim” diye başlayan cümleleri ve ardından söylediği birbirinden komik cümleler bizi öylesine güldürdü ki karşı odadaki Ali “sesiniz taa buraya geliyor “diye telefon açınca odalarımıza dağıldık rahat bir uyku çekip ertesi günü çok iyi değerlendirmek amacı ile. Otelimiz de umduğumuzdan çok daha iyiydi. Hiçbir sorunla karşılaşmadık. Hatta fiyatı çok uygun olduğundan aklımıza kötü kötü şeyler bile getirmiştik:) ki her şeyi gayet güzeldi. Hatta kaloriferi yakmışlar aşırı sıcaktı , o gece hiçbirimiz doğru düzgün uyuyamadık bile:) Sabah erkenden kalkıp kahvaltılarımızı yaptık. Ülkü,Zeynep ve Gülay, Gülay’ın kardeşinin askerlik arkadaşı tarafından araba ile alındı ve akşama kadar onlar ayrı gezdiler. Merkezde olan otelimizin arka dar sokakları harika eski taş evlerle doluydu. Önce orada resim çekildik sonra resepsiyondaki Tanju Bey’in tavsiye ettiği yerleri gezmek için yola koyulduk.
İlk durağımız Arkeoloji Müzesi oldu. Antep çok eski ve tarihi bir yer. Bu tarihi, kronolojik olarak bu müzede görmek mümkün. Müzede Zeugma’da bulunan mozaikler ve heykeller ve antik çağda kullanılan eşyalar var. Buradaki baygın bakışlı Çingene mozaiği Zeugma’nın simgesi sayılıyor. Ayrıca savaş tanrısı olarak bilinen , öfkeli bakışlı ve bir elinde mızrak diğer elinde bereketi simgeleyen çiçeğin olduğu heykel de dünyada tekmiş.Bu bilgileri müzede gösterilen slayttan edindik. Müzeden sonra gece yediğimiz tatlıyı çok beğendiğimiz Ercan Usta’nın yerine gidip İst’a götüreceğimiz tatlıların siparişini verdik. Oradan Ali Nacar Camiini ziyaret ettik. Yapılış tarihi tam bilinmemekle birlikte 14. yy.’da yapıldığı sanılan camiinin minaresindeki güneş saati bölgedeki tek örnek.Oradan bir kır kahvesine gidip bölgeye özgü meşhur menengiç kahvesini içtik. Tophane’de içtiğimiz menengiç kahvesine benzemiyordu bu. Biraz acı geldi bize:) Oradan tarihi Naib Hamamı ’nın önünden geçtik ki vaktimiz olsaydı içeri girip keselenmeyi çok isterdik doğrusu:) Ardından Orhun Yazıtları Anıtı ’nda resim çekildik. Oradan da Şahin Bey ve 14 şehit anıtının olduğu parka gittik.
Yol üzerinde satılan cevizli sucuk ve bir taş fırınından kübban ekmeği ile tatlı mısır ekmeği almayı da ihmal etmedik:) Oradan Mehmet ağabeyin tavsiye ettiği Mavişler adlı kebapçıya gidip lahmacun yedik. Kebapçıda bizi öyle güzel ağırladılar ki lahmacunun yanında getirdikleri ikramlar da çok lezzetli idi. Otantik mekanda sanat müziği eşliğinde öğle yemeklerimizi yiyip,çaylarımızı yudumladıktan sonra gezi programımıza devam ettik. Gaziantep Kalesi ’ne çıktığımızda Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması Müzesi de çok etkileyici idi. Milli mücadele dönemini anlatan kabartmalı resimler, heykeller o günlerin ne denli zor ve büyük bir inançla yaşandığını ve ülkemizin kıymetini çok iyi bilmemizi bir kez daha hatırlattı bizlere. Kaleden indiğimizde wc molası için girdiğimiz Şirvani Camii’nin yapımı ise tam olarak bilinmemekle birlikte 1681 olarak tahmin edilmekte. Antep’te gözüme çarpan camilerin çoğu 15.ve 16. yy’da yapılmış çok eski ve tarihi camiiler. Bu anlamda çok zengin bir şehir. Elbette sonrasında bir çok tamiratlardan geçmiş ama günümüze kadar korunmuş. Yolumuz üzerinde bakır imalatçıların olduğu otantik dükkanların önünden geçip Zincirli Bedesten Çarşısı ’nı gezip, Bakırcılar Çarşısı ’na gittik. Otantik çarşıyı gezdikten sonra baharatçılardan Antep’in yağ boya karışmamış lezzetli biberlerinden satın aldık. Methini çok duyduğumuz İmam Çağdaş’ın önünden geçerken tıklım tıklım olan mekandan kızlar, çok pahalı olan baklavalardan almışlar azar azar:)Sadece kebap çeşitlerinin olduğunu ve yöresel yemekleri tadamayacağımızı fark edince de orada yemek yeme planımızı iptal etmişler. Oradan Yuşa Peygamberin türbesini ziyaret ettik. Bize bu türbeden bahsedildiğinde çok şaşırmıştık çünkü bu türbe İstanbul’da Beykoz’da da var. Hangisi gerçek bilmiyoruz ama ziyaretimizi Allah kabul etsin. Dönüş yolunda Zeugma adındaki bakırcı imalatçı bir dükkanda durup “çeyizime alcam, bizi turist görmeyin, ben de imalatçıyım kazanırsınız, vs” gibi söylemlerle pazarlık ettiğim Sarı Ahmet Usta sonunda “kızım senin işin ne, kaç para alıyosan fazlasını vereyim gel buraya yerleş bende çalış, al bu kartımı patronunla beni görüştür” demesi koltuklarımı kabarttı:) “Kızlara da sakın bunun elini bırakmayın sırtınız yere gelmez” demez mi:) Her gittiğim yerden iş teklifi almam çok hoşuma gidiyor doğrusu:) Ama bu kez hedeflediğim rakama vermemeye inat etti. Hedefimden tam 2,5 TL eksiğe aldığım bakır çaydanlık çok hoş:) Ayrıca bakır cezve ve bakır fincanlarım da çok hoş. Bizlere çay ısmarlayan Ahmet usta , yemek için yöresel yemekler yapan Kırkayak Gaziantep Evi’nin tavsiye etti. Sarı Ahmet Usta'nın ve efendi oğullarının esnaflığı da, misafirperverliği de bizleri çok memnun etti. O bana 2,5 TL'yi indirmese de ben onun reklamını yapayım:) www.zeugmabakir.com
Yemekten önce tatlıcıdan tatlılarımızı aldık. Tatlıcı bize tatlı ikram etti yine. Orada lokmaya Anteplilerin söylediği ismi sadece Ali’ye söyledi tatlıcı. Biz soru cevap eşliğinde bu ismin ne olduğunu terbiyeli Ali’den çok zor öğrendik sonunda:) Daha doğrusu o söylemedi biz tahmin ettik:) Aldıklarımızı otele bırakıp Kırkayak Gaziantep Evi ’ne doğru yola koyulduk. Burası cidden tavsiyeye değer bir yermiş. Yöresel yemekler olabildiğince lezzetli sunuluyor. Otantik dekorasyonu, büyük bahçesi ile gözlere de hitap ediyor. Ama bizim midemizdi öncelik verdiğimiz ve hemen siparişlerimizi verdik. Önce yöreye özgü yuvarlama çorbası ile başladık. Fındık lahmacun ve içli köfte deolmazsa olmazdı. Sonra anlatılmaz yenir lezzetteki patlıcan,biber ve yaprak dolmalarını bayılarak götürdük. Tas içinde ve özel kepçeye benzer kaşığı ile sunulan köpüklü ayran da nefisti. Sonra mantar,patlıcan ve karışık kebapları götürdük sonrasını hiç düşünmeden:) Velhasıl midemizde nefes alacak yer kalmadığını nice sonra fark edebildik:) Kebaplar da çok lezzetli idi ki biz diğer yöresel yemekleri tercih edebileceğimiz düşüncesinin neden daha önce düşünemediğimize hayıflandık doğrusu. Mesela yiyemediğim analıkızlı da aklım kaldı:) Yemeklerden sonra ikram edilen çay ne iyi gitti anlatamam. Beni tanırsınız cebimde bir not defteri ile kalem bulunur ve her yerde not alırım . Bu mekanda da not defterime not alırken bana bakan garsona bloğumun olduğunu ve bloğumda bu mekandan da bahsedeceğimi söylediğimde garson mekanın sahibi Nedim Usta’yı haberdar etmiş sanırım ,ayrılırken Nedim Usta yanımıza gelince memnuniyetimizi ona da ifade ettik. Nedim Usta çok misafirperver biri ve de çok mütevazi. Sağolsun öyle çok ısrar etti ki bahçesine oturup güzel Türk kahvesinden içmek zorunda kaldık , zevkle tabiJTeşekkürler Nedim Usta ve çalışanları. İşte Nedim Usta'nın mekanının site adresi: www.gaziantepevi.com Güzel yemekleri yemiş olmanın keyfiyle biz kahvelerimizi yudumlarken aşırı güldük ve coştuk. Orada bir oyun oynadık. Herkes birbirinin yerine geçti . Ben o an telefonla konuşurken grubumuzun tek erkeği olan Ali düşmüş bana. Ali olmak çok zordu 9 kızın içinde tek erkek olarak kendinin dile getirmediği zorlanmayı fark ettiğimden onun iç sesi oldum ve kızlara teker teker onun demek isteyeceklerini düşünüp söyledim:) Deniz olan Gülay bizi gülmekten kırdı geçirdi. Bu oyunda en başarılı oydu:) Elmas ise Hilal rolünden çok memnunda “oh be Hilal olmak çok güzel, çocuğum var , kocam var, zenginim, ben bu rolü çok sevdim” dedi durdu:) Bu oyun bütün gece sürdü ve çok keyif aldık. Ben biraz Ali’nin karizmasını çizdim:) Çünkü o çok ağır çocuk benim taklidimle biraz bu ağırlığını kaybetti:) Ali ilk etapta sadece benim ve Elmas’ın planladığı bu geziye dahil olan 3. Kişiydi. Daha sonra 7 kızın daha geleceğini duyduğunda pişman oldu ama iş işten geçti:) Ama iyi ki vardı çünkü başımızda bir erkeğin olması onun için zor olsa da bizim için çok iyi oldu:) Sokaktaki erkeklerin kötü bakışları bizden çok onu rahatsız etti. Fakat misafirperver ve güleryüzlü esnaf ısrarla onların kendilerinden olmadığını ve civar şehirlerden gelen insanlar olduğunu söyledi. Her yerin iyisi de , kötüsü de vardır. Yapacak bişey yok tabi. Yemekten sonra canlı türkü dinlenebilecek mekan aradık ki maalesef istediğimiz gibi bir mekan bulamamıştık. Zaten çoğu yer kış sezonu olduğundan kapalıydı. Bizde dar,tarihi taş sokaklardan geçerken harika çalan sanat müziğine kapılıp bir yere girdik. Mekan çok hoştu, biz terasında oturduk. Hafif yağmur yağınca şemsiye altında zahter çaylarımızı yudumlayıp,daha sonra da nargile yaktırdık. Yorgunluktan bitap düşmüştük ama olabildiğince günümüzü değerlendirmek için çok çaba sarfettik:) Gezerken bütün gün aradığımız yöreye özgü fıstıklı, kaymaklı katmer tatlısını sabah tüketildiğinden bulamamıştık. Ama peşini de bırakmaya niyetimiz yoktu. Ertesi sabah 6.15 de gelecek Havaş servisine rağmen 5 de kalkıp sokak sokak katmer aradık:) Fırınlar yeni yakılıyordu ve beklememiz gerektiği söyleniyordu. Sonunda Abdo usta 2-3 tane yapabileceğini söyledi. Siftağını bizimle açan Abdo ustaya umarım ayağımız bereketli gelmiştir. O bizi mutlu etti Allah da onu mutlu etsin:) Hedef belirleyen insanın elinden hiçbir şey kurtulmazmış:) Katmerimizi de yiyip İstanbul yoluna düştük:) 1 güne çok şey sığdırdık, çok keyif aldık, çok da güldük.
Ama Antepli olan Mehmet Barlas’ın değimi ile dünyanın en eski şehri olan tarihi Antep kentinde elbette gezilip görülmeye değer bir çok yer vardı bizim yetişemediğimiz. Ve tadılması gereken lezzetli bir çok yemek tabi ki:) Unutmayacağım hatıralarla dolu bir geziyi daha burada noktalarken, resimleri bilahere yayınlayacağımı bildirir, Aralık’da yapacağım Trabzon gezisinin hayalini şimdiden kurmaya başladığımı da bilmenizi isterim:) Sevgiyle…

6 Kasım 2009 Cuma

Hişt! "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye" yi izledim...


Merhaba , dün akşam İclal ve Ülkü ile izlediğimiz ,Rahmetli Savaş Dinçel'in, edebiyatımızın önde gelen hikayecilerinden Sait Faik Abasıyanık'ın anılarından ve hikayelerinden uyarladığı "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye" adlı oyunu Naşit Özcan'ın oyunculuğunda izledik. Sahnede Özcan'a Ömer Göktay müzikleri ve efektleri ile eşlik etti. Bu benim ikinci izlediğim tek kişilik oyundu. Diğeri de Yahya Kemal'in hayatının işlendiği "Kendi Gök Kubbemiz" adlı oyundu. Toron Karacaoğlu'nun oyunculuğu ile o oyuna da hayran oldum ki bu oyunda da Naşit Özcan'ın oyunculuğuna hayran oldum. Oyunun içine öyle bir çekti ki beni, oyun süresince mest olmuş yüz ifademle ve bütün dikkatimle izlerken inanılmaz bir keyif yaşadım. Edebiyatı okul yıllarımda çok seven ve o derste çok iyi olan ben bile tiyatro da öğrendiklerimle bu yazarları çok daha iyi anladığımı farkettim. Bu tür oyunların çoğalmasını can-ı gönülden dilerim. Bu oyunu defalarca izleyebilirim. O denli beğendim. Bu sezon izlediğim en güzel oyundu. Gerçi sezon yeni başladı ama bakalım bu beğenimi geçecek bir başka oyun olacak mı. Oyun bitiminde sahnede duran Abasıyanık'ın büstü çekiliş ile seyircilerden birine hediye ediliyordu. Bana çıkmasını çok istedim ki malesef büstü başkası kaptı:) Oyunu ilk sergiledikleri gün 65 yaşında emekli bir bayan öğretmene çıkmış büst, ki kadın tir tir titremiş sahnede büstü almaya çıktığında. Neden bu kadar heyecanlandığını sorunca Özcan, "15 yıl evvel Savaş Dinçel oynarken bu oyunu 7 kez büst bana çıksın diye geldim ama çıkmadı. Şimdi ilk gelişimde çıkınca çok şaşırdım" demiş:) Bu anı çok hoşuma gitti.Oyunda Abasıyanık'ın bir hikayesinde rahat etmek için insanların hapise girmek isteyişini yazmasından dolayı dünyayı toz pembe görüyorsun suçlamasıyla para cezasına çarptırılması ve başka bir hikayesinde kestane satan bir çocuğu birinin tekmelemesini yazması sonucunda karakola çekilip tekmeleyen adamın sorulması ve o çocuğu getirin okutalım denmesi ağlanacak halimize trajikomik anlatımdan dolayı esefle güldüm. Ah ülkem bu gibi ne anılarla dolusun değil mi:) Abasıyanık bir gün yurt dışına çıkacağında pasaport kontrolünde mesleği sorulduğunda "yazıcıyım" demiş, ispat istendiğinde eserleri bunu ispat olarak kabul edilmediğinde çalıştığı yayım şirketi firma yazar olduğunu onaylamayınca meslek hanesine "yok" yazılması da ayrı bir trajikomedi. Bir gün yabancı bir adam "Monşer sizin ülkenizde mesen (sanatçı dostu) yok" dediğinde "var efendim olmaz mı benim mesenim var" dediğinde adam şaşırarak kim olduğunu sormuş ve Abasıyanık "Anam" cevabını vermiş:)Ömrü boyunca yazarlığı annesi tarafından desteklenen ve hayatını sadece yazı yazarak geçiren Abasıyanık'ın bu durumu Haldun Taner'in edebiyatımızda başka iş yapmak zorunda kalmadan sadece yazarlık yapan tek isim olarak göstermesine sebep olmuş .Kısacası bu oyunu herkes mutlaka izlemeli efendim. Benden şiddetle tavsiye olunur:)
(Savaş Dinçel`in ya da Sait Faik`in diliyle... Hayatın önünden telaşla geçen bigane kalabalıklar!.. Siz martının dilinden anlamaz, köpeğin hikâyesini bilmez insancıklar... Siz hüznü neşe ile yormasını bilmeyen bezgin taifesi... Siz, bihaberler!.. Hişt!.. E, hişt!..)

Antep yolcusu kalmasın:)))

Merhaba, başlıktan da anlaşılacağı gibi Elmas ile birlikte aldığımız Antep biletimizin vakti yarın geliyor. Fakat iki kişiyken sayımız 10 kişi olmuş durumda:) Deniz,Saliş,Hilal,Rukiş,Ülkü,Gülay,Zeynep ve Ali de katıldı bize:) Küçük bir kebap turu düzenlemiş olduk böylece. İnşallah sağ-salim gider döneriz. Kısa bir gün de kebap ve baklava mı yiyeceğiz, yoksa çevreyi mi gezeceğiz bilemiyorum:) Bakalım ne kadarını yapabileceğiz:)
Dün akşam alttaki yazımda bahsettiğim gibi İclal ve Ülkü ile "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye" yi izledik Reşat Nuri sahnesinde. İclal ile ayrıldıktan sonra hazır Eyüp'ten izin koparmışken Ülkü , İstiklal'e çıkıp yemek yiyelim diye düşündük. Tünel'e çıkarken Salih'in takıldığı cafede Salih'e rastlayınca, orada yemek yemeğe karar verdik. İçeride türkü korosundan çıkanların türkü söylediklerini duyunca hemen yemeklerimizi içeriye taşıyıp bu güzel sesli insanları dinledik keyifle. Salih de bir şiirle katıldı bu güzel dinletiye. En son bir bayan solo olarak benim tarzımda bir sanat müziği seslendirince keyfim doruğa ulaştı. Ülkü'yü evine bırakmak için gidince , orada da bir kahve içip kardeşimle eve geldim.
Çarşamba akşamı kuzen Musti'nin bebişini görmeye hastaneye gittim. Çok şükür bebişimizi annesinin yanına verdiler. Ama hala hastanedeler. İnşallah çıkacaklar . Hastanede tanıdıklarla epey vakit geçirip eve geldik o akşam.Gelince bol bol Antep'i anlatacağımı umut ettiğimden yazmadığım gün kalmasın istedim. Hadi şimdilik bana musade şekerler. Malum yolculuk var hazırlanmam lazım:) Gelince görüşürüz:)Selamlar...

4 Kasım 2009 Çarşamba

Konu: Yine günlerim:))

Merhaba, hafta ortasından ve soğuk havalardan sıcacık selam olsun tüm dostlarıma. Hem kış hissettirdi kendini hem de hastalıklar , son 2 haftada. Herkes grip, domuz gribi yaygınlaşıyor:( Annem de meyve yemeyen çocuklarına sürekli meyve suyu sıkıyor bu ara:) Elmayı bile sıkıp içiriyor bizlere. İnşallah şifayı kapmayız hiçbirimiz. Ben kapacak gibi oldum, ağzım burnum yara oldu burnum akmayınca ama bugün daha iyiyim şükür.
Dün akşam Zehra, Elmas ,Deniz ile toplaştık. Sonrasında da Elmas ve Deniz ile Polo'ya pasta yemeğe gittik. Eve geldiğimde sabahtan beri doğum haberini beklediğim kuzen Musti'nin kızı Asya epey zorlayınca annesini ve hala doğmadığını öğrenince geç saatte annem , Saliş ile hastaneye yanlarına gittik ki ne görelim bebeği apar topar kalp atışlarının yavaşlamasından dolayı sezaryan ile almışlar:( Solunum zorluğu çektiği için de hemen yoğun bakıma koymuşlar. Bu duruma çok üzüldük tabi. Berivan yavaş yavaş kendine geldiğinde ise hissettirmemeye çalıştık . Canım Musticiğimin moreli berbattı. Yavrum, Beri'ye mi koşsun, Asya'ya mı koşsun şaşırmışken üzüntüsü de cabası oldu. Onun hali içimi çok acıttı dün gece:( Gece yarısına kadar hastanede destek olmaya çalıştık. Annem kaldı , Saliş ile ben döndük . Bugün neyseki sevindirici haberi aldık. Şükürler olsun iyiye gidiyormuş ve annesinin yanına verebilirlermiş Asya'mızı. Allah dermansız hastalık vermesin, hiç bir anne-babaya evladının acısını göstermesin.
Pazartesi akşamı evdeydim. O gece Saliha ile çocuk gibi kavga ettik. Hanımefendi saat 11 de uyumak istedi, ben ise kitap okumak. "Işığı kapatacaksın" diye tutturunca annem ile babama şikayet ettim onu:) Onlar tabi ki beni tuttu. Tamam ışıkta uyumak istememesini haklı buluyorum, ama ben de okula başladım bu sene 229 TL harç parası ödedim, indirimden faydalanmak ve diplomalı olmak olsa da amacım ders çalışıp geçmem lazım:). Uzasın istemem ne olursa olsun. Bu konuda anlayışlı olması lazım bana da:( Ay bence ikimiz de haklıyız. Ama tabiki balık inadı Saliha'yı kazandırdı. Işığı söndürmek zorunda kaldım:( İnşallah tez zamanda evlenir de gider:))
Pazar günü evdeydim tüm gün. Hava çok kötüydü kışlıkları çıkarttım yerleştirdim ben de. Akşam Sevde ve Musti uğradı. Karşı komşu Yeliz ile girip çıkmalarımızı rutin olduğundan hiç yazmıyorum artık:))
Cumartesi sabahı bizde kalan Nilü ve yeğenlerle kahvaltı ettik. Sonra Fatma'ya gittim. Birlikte liseli grubumuzla buluşmak için Sevin'e gittik. Eşi bıraktı bizi sağolsun .Ama Ayşe için bu buluşmayı ayrı yazacağım:)) "Hala yazmamışsın biriktirip,araya sıkıştırcaksın di mi" diye sürekli sitem etti durdu kaç gündür. Onu kıracağıma, kafamı kırarım :)
Cuma akşamı Arzu ablam için bu kez Şazo'da buluştuk. Nilü, Musti, Beri, Yasin, Cem, Arzu ablam,Erim,Sevde,Saliha Salih kuzenler toplandık işte:) Tabu oynarken çocukluk arkadaşım Arzu orda olduğumu duyup kızı Dilruba ile gelmiş. Zilli Dilruba olunca tüm ilgi onda oldu. Öyle tatlı bir çocuk ki yaptığı cilveleri görünce insanın ağzı açık kalıyor:) Bizi çok yordu ama çok da güldürdü o akşam. Yazıma burada nokta koyup, Cumartesi'yi yazmaya başlayım vakit kaybetmeden ben:) Sevgiyle...

Sevin'deki buluşmamız...

Merhaba, Cumartesi'yi ayrı yazacağımdan bahsetmiştim alttaki yazımda. İşte o güzel gün:Önceden sözleştiğimiz üzere Sevin'de buluşacaktık ki o gün yağmur çok şiddetli yağıyordu. Hava da çok soğuktu. Kesin dedim kendi kendime firemiz çok olur bugün. Öngörümün isabetsizliğini ise gidince anladım:) Çocuğundan dolayı pek aramıza katılamayan Fatma o havada geldi mesela. Gerçi eşi Baki araba ile bıraktı bizi sağolsun ama yine de gelmesine çok sevindim. Yazı Antalya'da geçirdiğinden uzun zamandır da görmemiştim, çok özlemişim. Sevin'e vardığımızda Edirne'de yaşayan Büşra'nın tatili fırsat bilip İst'a geldiğini ve aramıza katılacağını duyduğumda çok şaşırdım. Uzun zamandır kendisini ilk kez görecektim. Sonra daha da şaşırdığım durum Esra'nın da katılacağını öğrenmem oldu. Esra biraz uzak oturduğundan hiç bir toplantımıza katılmamıştı çağırmamıza rağmen. Böyle bir havada gelmesi "bizlere niye gelmedin" diye sık sık ona kızmamıza sebep oldu:) O gün en çok yüklenilen kişiydi kendisi. Onu da yıllar var ki görmemiştim. Sonra İzmit'de oturan fakat en vefakar arkadaşımız Özge'de her şeye rağmen yeni doğmuş bebeciğini alıp gelmişti. Asım beyimizi de ilk kez görmenin mutluluğuna eriştik o gün.Çok tatlı maşallah. Küboşcuğum en erken gelenimizdi. Oğluşu Semih beyimiz her zamanki gibi formundaydı o gün:) Diğer çocukları epey hırpaladı sağolsun:) Grubumuzun iki canlısı Ayşe ile Meryemciğim de tüm sıkıntılarına rağmen gelmişlerdi. Yol ve hava şartları gelene kadar epey yormuş onları canlarım benim. Saliha'da o gün başka programları olmasına rağmen katılınca çok az fireli kalabalık bir gün geçirdik. Sevin cidden çok kısmetliymiş. Sevin'in ablası Sevinç ablanın yaptığı cevizli,bulgurlu ve kıymalı börek günün favori yiyeceğiydi. Herkes çok beğendi. Aslında her şey birbirinden güzeldi. Sevinç ablamın, Sevin'in ve annesinin ellerine sağlık. Sevinç abla da daha sonra aramıza katıldı ve övgülerimizi kendisine de bizzat iletebildik.O günün en çok konuşulan konusu doğum ve çocuklar idi. Eeee annelerin ve anne adaylarının bulunduğu bir grupta bu muhabbetin geçmesi kaçınılmazdı. Ben her türlü muhabbete katılabilirim hem çenemin düşüklüğünden hem de çok bilmişliğimden:) Ama Sevinciğim yazık hep sessiz kaldı bu durumda:) Neyse ev sahibesi olmak kolay değildi. Fakat kendisine 10 üzerinden 10 verdim. Cidden bizleri çok güzel ağırladı. Artık seni everebiliriz Sevin:) Gözüme girdin şekerim:) Şaka bir yana her şey için çok teşekkür ederim can dostum. Her zamanki gibi bu buluşmaların ardından sizin de aşina olduğunuz cümlemi tekrar edeceğim ben. Yine hiç bir şey anlamadım çünkü. Ay kızlar cidden ben sizleri çok seviyorum ve bu buluşmalar bana yetmiyor yaaa:( Hiç doyamadım yine size, ama sizlerle olmak çok güzeldi. Şu buluşmaların arasını biraz sıkı tutsak diyorum, Ne dersiniz?Ayşeciğim oldu mu şekerim, için rahat etti mi bu arada:)) Sevildiğini biliyorsun değil mi:) Yeğenime iyi bak tamam mı. Öpüldün kocuman...

3 Kasım 2009 Salı

"365 güne, 365 öykü"


Merhaba, babam geçtiğimiz aylarda bir kitap alıp geldi eve. Sofrada yemek yerken de kitabın isminden anlaşılacağı gibi içinde 365 güne yetecek 365 hikayeden oluşan kitabın ilk hikayesini okutturdu bana:) İlk hikaye hoşuma gitti ve her gece yatmadan çerez niyetine bu hikayeleri okuyup uykuya daldım. Bu alışkanlığımı kaybetmemek adına epey kalın olan kitabı kısa sürede bitirdim. Zaten çoğu bildiğim hikayelerdi. Açıkçası beni etkileyen çok iyi hikayeler de çıkmadı içinden. ama başladığım kitabı bitirmek adına sürdürdüm okumayı. Hikayeler alıntı, derleyen ise Nazlı Hilal Kızılkaya . Bu anlamda emek verildiğini söyleyemem. Ay benim de eleştirelliğim tuttu bugün:). Neyse sadece not düşmek adına yazdım. Sevgiyle kalın...

"KAFES"


Merhaba,geçtiğimiz hafta bahsettiğim gibi İclal, Arzu ablam, Erim ile birlikte Marıo Frattı'nin yazdığı 'Kafes' adlı oyunu izledik. Yazar anti-emperyalist dünya görüşüne sahip biri olarak oyunlarında bunu yansıtan biriymiş. Amerika'nın Irak'ı işgaline karşı oluşunu anlattığı'Körlük' adlı oyununu telif hakkı istemeden tüm dünya ülkelerine armağan etmiş . Bu bakımından benim gözümde bir kere yazarı çok değerli bir oyun izledik. Oyunu genç tiyatro kuşağı sahneye koymuş. Şehir tiyatrolarının genç oyunculara bu denli önem vermesi çok güzel. Oyunu kendi bakış açıma göre anlatmaya çalışayım. Oyundaki Christiano , dünyanın kötülüklerinden kaçmak ve kötülük işlememek için evlerinin ortasına bir kafes kurup orada yaşamaya başlar. Bütün ihtiyaçlarını bu kafesten çıkmadan giderirken aynı zamanda çok sevdiği yazar Çehov'u okur bol bol. Çehov'un eserlerinden ve görüşlerinden o kadar etkilenir ki yazdıklarını sayfa sayfa,satır satır ezbere okuyabilmektedir. Christiano, diğer insanları küçümser,onları cahil olmakla suçlar. Onunla da kafesin dışındakiler alay eder. Fakir bir ailede annesi,kız kardeşi ,ağabeyi ve yengesi ile birlikte yaşar. Evlilikleri kötü giden yengesine ilgi duymaya başlar zamanla. Daha önce her gün yılmaksızın kafesten çıkması için yalvaran annesi, bu durumu sezinleyip onun kafesten çıkmasına engel olur bu kez. Neyse burada keseyim ,daha fazla anlatmayayım. Ben Christiano karakterinden hoşlanmadım. Embesil biri, sorunlardan kaçmayı tercih etmiş biri. Oysa sorunsuz hayat olamayacağından savaşmayı yeğlemeli insan. Bu bakımdan zayıf bir karakter o. Hem insan tek bir kaynaktan da beslenmemeli. Okuduğu her şeyi tabu gibi gören karekter, okuduklarının dışında gelişen olayları da reddetmektedir. Sonra annesinin, ablasının çalıştığı bir evde çalışmaması, tuvaletini dahi lazımlağa yaparak kafesten çıkmaması da ayrı bir embesillik. Yani rolün hakkını oyuncu harika vermiş ben karakteri eleştiriyorum sadece. Oyuncuların hepsi birbirinden iyiydi doğrusu. Yönetmeni de çok gençti, bizim Nilü ile yaşıt:) Oyunda bir de yıllarını tiyatroya vermiş bir usta oyuncu vardı ki oyun onunla tamamlanmıştı, Hikmet Körmükçü . Biz oyunu,konusunu ve sahneye konuşul biçimini beğendik. Zevkle tavsiye ederim . Emeği geçenlere teşekkürler...

30 Ekim 2009 Cuma

Kısacık 2 güne uzunca bir yazı özet oldu:)))

Merhaba, herkese şimdiden iyi haftasonları diliyorum:) Bana bugün Pzt. gibi geliyor, dün tatil olduğundan:) Pzt. sendromu yaşıyorum sanki:) Neyseki değil:))
Dün kahvaltıya kuzen Arzu ablam ve Erim geldi .Tabi bayram dolayısı ile yollar kapalı olunca rotarlı geldiler. Teyzem ve annem sabah kuzen Engin'in hastalandığını duyup apar topar gittiler. 2 kez yüksek ateşten hastaneye kaldırılmış canım kuzenim. Kanında mikrop çıkmış neyseki domuz gribi değil:) İnsanın ilk aklına gelen o oluyor bu aralar. Allah korusun herkesi.
Öğleden sonra Şazo, Musti, Beri ve Sevde geldi bize. Yandaki boş arazide Musti'ye mangal yaptırdım, Şazo da sulu bulgur pilavı ve tarhana çorbası yaptı afiyetle kendimize ziyafet çektik Şazocuğum olunca annemin yokluğunu aramadım vallahi. Mangal olduğunu duyunca Nilü'de katıldı yemeğe:) Ardından kahvelerimizi de keyifle içtik. Hepberaber çıktık sonra evden. Nilü Ankara'daki grip tatilini fırsat bilip bize sürpriz yapan Gülden'i görmeye gitti. Şazo'lar boğazdaki Cumhuriyet gösterilerini izlemeye gitti, Arzu ablam,Erim ve ben de "Kafes" adlı oyunu izlemek için tiyatoya gittik. İclal de bize katıldı. Güzel bir oyun izledik, daha sonra oyundan bahsederim. Oyun çıkışı Arzu ablamlar Şazo'ya gitti kalmaya. Ben de Gülden 'i görmeye:) Suna'da toplanmış kızlar. Melek,Çiğdem,Hanife abla hepsi oradaydı Hilal hariç:) Az oturduğum için doyamadım birlikte olmaktan büyük keyif aldığım arkadaşlarıma. Geç saatte eve geldiğimizde baba krizi tutan Alperen'i Bade ve Ali ile oyalarken Saliha'nın "susun , hastayım, yeter " diye attığı çığlıklarına ve tekmelerine maruz kaldık. Alperen eli ile teyzesinin deli olduğunu işaret etti bana:) Haklı çocuk:) Bizim Bade ve Ali'nin kuzeni olmasına rağmen dayısı dedirtiyorum Alp'e. Bayılıyor dayı olmaya veled:) Onlara masallar, şarkılar okudu , dördümüz bir yattık dün gece. Harika bir geceydi Saliha'nın tekmelerine kadar:))Çarşamba akşamı teyzem ve annem Belgüzar teyzedeydi oraya gittim ben de. Oradan Ayşe, Ertan ağabey, Belgüş , Zübüş ve annem ile kahve içmeye gittik. Gittiğimiz mekanda okey olduğunu gören annemi zapdetemediğimizden okey oynadık:). Elbette oyunu ben bitirdim. Hem zafer sevinci hem de annemlerin oynarken inanılmaz komiklikleri ile harika bir akşam yaşadım:) Ardından hepberaber bize geldik ve babamın çenesinin düşmesinden dolayı muhabbet çok güzel geçince gece 3'de gittiler misafirlerimiz:) Yine bekleriz...Ben bundan sonra biriktirmeden yazayım bari 2 günü anlatmam bile çok uzun sürmüş yaw:)Hadi kalın sağlıcakla dostlar...