reşat nuri sahnesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reşat nuri sahnesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2010 Çarşamba

"Dullar"


Merhaba Cuma günü hala torunum Ayşenur ve arkadaşım İcloş ile Rşat Nuri Sahnesi'nde Alman yazar Fitgerald Kusz'un yazdığı "Dullar" adlı oyunu izledik.

O gün babam ameliyat olduğu halde hem biletim yanmasın diye hem de ismi beni çok çektiğinden bu oyunu çok merak ederek izlemeye gittim. Fakat ne beni,ne beklediğimi bulamadım oyunun içinde. Oyuncular çok başarılı kişilerden oluşuyordu ama nedenini bilmediğim bir eksiklik vardı oyunda. Oyunun ,skeçler arasında olan dul amatör tiyatrocu ekipten pek bir farkları yok gibiydi. Sergilenişinde mi ,nerede hata var anlamadım. Zamanla oturur dicem ama bu oyuncular zaten çok profesyonel kişiler. Oyunu yöneten kişi de oyunculardan olan Hülya Karakaş. Bilemiyorum ama ben bu oyundan haz alamadım malesef. Yine de emeği geçenleri tebrik ederim.

11 Aralık 2009 Cuma

"Bekleme Salonu"


Merhaba , dün akşam İclal ve Ülkü ile Reşat Nuri Sahnesi'nde Yiğit Sertdemir'in yazdığı ve Tolga Yeter 'in yönettiği Bekleme Salonu adlı oyunu izledik, zevk ile...
Cidden Bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim oyunun.Oyuncuların da bu güzelliğe katkısı büyük elbette. Cengiz Tangör,Zeynep Özyağcılar ve Ertuğrul Postoğlu 'nun oyunculukları da ,oyunun konusu kadar harikaydı. Konuyu yazmayacağım ama algılarımızı, algılarımızla seçtiktiklerimizi, önyargılarımızı, hırslarımızı, egolarımızı ve en önemlisi hayal gücümüzün genişliğini gözden geçirmek için bir uyarı niteliğini taşıdığını söyleyebilirim. Cidden değişikti ve çok hoştu. İstanbul'da yaşayanlar izlemeye çalışsın, memnuniyetle tavsiye ederim. Bu arada izleyiciler arasındaki Hasibe Eren'in çok güzel olduğunu yazmadan edemeyeceğim. TV de ne çirkin görünüyormuş yaw, hayran oldum doğrusu:) Maşallah diyeyim ve beklemeden Bekleme Salonu'nu izlemenizi tekrar salık vereyim:) Asla pişman olmazsınız. Emeği geçenlerin her birini gönülden tebrik ederim. Sevgiyle...

6 Kasım 2009 Cuma

Hişt! "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye" yi izledim...


Merhaba , dün akşam İclal ve Ülkü ile izlediğimiz ,Rahmetli Savaş Dinçel'in, edebiyatımızın önde gelen hikayecilerinden Sait Faik Abasıyanık'ın anılarından ve hikayelerinden uyarladığı "Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye" adlı oyunu Naşit Özcan'ın oyunculuğunda izledik. Sahnede Özcan'a Ömer Göktay müzikleri ve efektleri ile eşlik etti. Bu benim ikinci izlediğim tek kişilik oyundu. Diğeri de Yahya Kemal'in hayatının işlendiği "Kendi Gök Kubbemiz" adlı oyundu. Toron Karacaoğlu'nun oyunculuğu ile o oyuna da hayran oldum ki bu oyunda da Naşit Özcan'ın oyunculuğuna hayran oldum. Oyunun içine öyle bir çekti ki beni, oyun süresince mest olmuş yüz ifademle ve bütün dikkatimle izlerken inanılmaz bir keyif yaşadım. Edebiyatı okul yıllarımda çok seven ve o derste çok iyi olan ben bile tiyatro da öğrendiklerimle bu yazarları çok daha iyi anladığımı farkettim. Bu tür oyunların çoğalmasını can-ı gönülden dilerim. Bu oyunu defalarca izleyebilirim. O denli beğendim. Bu sezon izlediğim en güzel oyundu. Gerçi sezon yeni başladı ama bakalım bu beğenimi geçecek bir başka oyun olacak mı. Oyun bitiminde sahnede duran Abasıyanık'ın büstü çekiliş ile seyircilerden birine hediye ediliyordu. Bana çıkmasını çok istedim ki malesef büstü başkası kaptı:) Oyunu ilk sergiledikleri gün 65 yaşında emekli bir bayan öğretmene çıkmış büst, ki kadın tir tir titremiş sahnede büstü almaya çıktığında. Neden bu kadar heyecanlandığını sorunca Özcan, "15 yıl evvel Savaş Dinçel oynarken bu oyunu 7 kez büst bana çıksın diye geldim ama çıkmadı. Şimdi ilk gelişimde çıkınca çok şaşırdım" demiş:) Bu anı çok hoşuma gitti.Oyunda Abasıyanık'ın bir hikayesinde rahat etmek için insanların hapise girmek isteyişini yazmasından dolayı dünyayı toz pembe görüyorsun suçlamasıyla para cezasına çarptırılması ve başka bir hikayesinde kestane satan bir çocuğu birinin tekmelemesini yazması sonucunda karakola çekilip tekmeleyen adamın sorulması ve o çocuğu getirin okutalım denmesi ağlanacak halimize trajikomik anlatımdan dolayı esefle güldüm. Ah ülkem bu gibi ne anılarla dolusun değil mi:) Abasıyanık bir gün yurt dışına çıkacağında pasaport kontrolünde mesleği sorulduğunda "yazıcıyım" demiş, ispat istendiğinde eserleri bunu ispat olarak kabul edilmediğinde çalıştığı yayım şirketi firma yazar olduğunu onaylamayınca meslek hanesine "yok" yazılması da ayrı bir trajikomedi. Bir gün yabancı bir adam "Monşer sizin ülkenizde mesen (sanatçı dostu) yok" dediğinde "var efendim olmaz mı benim mesenim var" dediğinde adam şaşırarak kim olduğunu sormuş ve Abasıyanık "Anam" cevabını vermiş:)Ömrü boyunca yazarlığı annesi tarafından desteklenen ve hayatını sadece yazı yazarak geçiren Abasıyanık'ın bu durumu Haldun Taner'in edebiyatımızda başka iş yapmak zorunda kalmadan sadece yazarlık yapan tek isim olarak göstermesine sebep olmuş .Kısacası bu oyunu herkes mutlaka izlemeli efendim. Benden şiddetle tavsiye olunur:)
(Savaş Dinçel`in ya da Sait Faik`in diliyle... Hayatın önünden telaşla geçen bigane kalabalıklar!.. Siz martının dilinden anlamaz, köpeğin hikâyesini bilmez insancıklar... Siz hüznü neşe ile yormasını bilmeyen bezgin taifesi... Siz, bihaberler!.. Hişt!.. E, hişt!..)

23 Ekim 2009 Cuma

"Hizmetçiler"




Merhaba , tiyatro sezonunu İBB Şehir tiyatroları 1 Ekim'de açtı "Şehrin Perdeleri Açılıyor" sloganıyla. Ben ise dün akşam açabildim:) Blah blah'in tabiri ile etkinlik kelebeğiniz bundan sonra sık sık etkinliklere zevkle katılıp, burada da kritiğini yapar artık:))) Ay ben bunu görev mi addettim aceba:)) İlla kritik yapacağım. Hoş çoğu kritik de alıntı veya kopyalayarak oluşuyor ya neyse))) Mazur görün efendim beni. Bazen bir oyun öyle güzel anlatılıyor ki o anlatımı paylaşmak hem işime geliyor, hem de daha etkileyici olur diye düşünüyorum. Tıpkı bu oyunda olduğu gibi:) Fransız yazar Jean Genet'in "Hizmetçiler" adlı oyunu Şehir Tiyatrolarında Genç Tiyatro grubu tarafından sahnelenmiş. Yazarın hayatı çok etkileyici geldi bana. Reşat Nuri sahnesinde İclal ve Rukiye ile seyrettiğim oyunda Selin Türkmen,Berna Adıgüzel ve Özge O'Neill Sarımola rol alıyor. Ortak reji çalışması olan oyundan benim özetleyebileceğim durum sınıf farklarının insanları birbirine yabancılaştırdığı, düşman ettiği , alt sınıfın üst sınıfı taklit ettiğinde kızdığı şeylerin beterini yapabildiği. Kimliğini kabullenmemenin insana verdiği zarar vs. Tarihe baktığımızda gördüğümüz sınıflardan hep nefret etmişimdir. Şimdi de görünmez sınırlardan nefret ediyorum. Herkes insan , onları sadece daha iyi oluşları üstün kılar. Aksi taktirde kimse kimseden üstün olamaz, olmamalı. Bu düşündüğüm gibi bir yaşam dünyada yaşanır mı aceba? İnşallah:( Ben fazla sözü uzatmadan Oyunun Dramaturgu Sinem Özlek 'in oyun hakkındaki düşüncesini sizlerle paylaşmak istyiorum . Broşürde okuduğum yazıyı çok anlamlı buldum da. Heee oyunu izlerken biraz sıkıldığımı da üzülerek itiraf etmeliyim. Ama genel anlamda başarılıydı, emeği geçen herkesin emeğine sağlık..."Çok katmanlı yapısıyla farklı okumalara olanak yaratan “Hizmetçiler”, hanımefendiyi yok etme oyunu oynarken bile hanımefendi olup onu var ederek diyalektik karşısında çaresiz kalmayı ya da iktidar eline geçtiğinde iktidardakinden daha da acımasız olabilmenin hikâyesini anlatmaz yalnızca. Birilerini önce “öteki”leştirip, sonra kendine benzemediği için yargılamanın fütursuzluğunu da göz önüne serer. Jean Genet’nin “Hizmetçiler”i, bavul bavul eskilerini eve gelen gündelikçiye tüm “yardımsever”liğiyle bağışlayan; kravatımız, şık takılarımızla masum ya da ahlaklı olma hakkımız doğuştan cebimizde güvenle yaşayan; sırf ahlaksız addedilmemek için, her şeyi gizli kapaklı oynanan bir oyuna çeviren; üstümüzde güç kullananlara benzeyerek elde ettiğimiz gücümüzü kendimiz gibi olan üstünde kullanmaktan başka bir şey yapmayan ve hepsinden önemlisi “suçlu” olmaya cesaret edemediğinden kurtulmayı beceremeyen bizlerin hikâyesidir bir bakıma. O bildik “hanımefendilerine özenen hizmetçiler” fotoğrafı Genet’nin merceğinden sahneye yansıdığında, suç ve masumiyet, iyi ve kötü, ahlaklı ve ahlak dışı ile ilgili refleksle kullandığımız tüm değer yargılarımızı alaşağı eden bir belgeye dönüşür. Ve pek çok kez sahneye çıkmış “Hizmetçiler”, “iktidar”ın; kanunlar, ahlak kuralları, inançlar ve toplumsal teamüllerin de yardımıyla ve artık kaba güce ihtiyaç duymayan “iyi niyetli” şiddetiyle; gönüllü kalabalıkları sessiz sedasız şekillendirdiği tanıdık zamanlarda çok daha fazla şey anlatır aslında. "

23 Kasım 2007 Cuma

Tozlu Çizmeler...

Merhaba,dün akşam Fatih Reşat Nuri Sahnesinde İsmet Küntay’ın yazdığı “Tozlu Çizmeler” adlı tiyatro oyununu seyrettik. Tozlu Çizmeler bu sezon ilk kez perde açtı.Levent Üzümcü’nün “Yüzbaşı Rıfkı” rolü ile önemli bir yer aldığı oyun ,1.Dünya Savaşı’nda işgal altında olan İstanbul’u anlatıyor.

Ve Anadolu’daki özgürlük mücadelesini...

Doğrusu işgal altında olan yer İstanbul ;ama müthiş öngörüsü ile Anadolu insanı ülkesindeki bu işgale dur demede İstanbul halkından dahi daha çok mücadele ediyor.

İsmet Küntay 1919 yıllarında geçen oyunda bugünü anlatmaya çalıştığını söylemiş. Vallahi doğru söylemişJ Oyunu izlerken sürekli günümüz Türkiyesini ve dünyasını izliyormuş hissine kapıldım.Karşılaştırmalar yaptım,kıyasladım…

Yazarın Cumhuriyetimizin 85. yılına armağan ettiği Tozlu Çizmeler’i izlerken gerçekten çok beğendim; fakat oyunu bir giriş olarak kabul edip gelişme ve sonucunun da sergilenmesini isterdim.Elbette koca bir mücadele tek oyunla anlatılamayabilir. O zaman da oyunun seri halinde yeni oyunlarla tamamlanabileceğini düşünüyorum. Böylelikle çoğu insanın “Avrupa Yakası”ndaki başarılı oyunculuğu ile tanıdığı Levent Üzümcü sayesinde seyrettiği ve kapalı gişe oynayan oyunun devamı ile hem tarihsel bilgimiz artacak ,hem de daha fazla tiyatro seyredilecek.

Oyunun ikinci perdesini ,birinci perdesinden daha çok beğendiğimi söylemek isterim. İçimde coşku oluştuğu ve heyecanladığım sırada oyunun bitmesi üzdü beni.Bitiş sahnesi çok hoştu.

Maalesef ben isim tutamama özürlüyüm .O sebepten oyuna diğer emeği geçenleri zikredemedim yazımda.Başka yerden bakıp yazmak da göstermelik olacaktı ki hiç gerek yok öyle bir şeye.

Emeği geçen herkesin eline,yüreğine,zihnine sağlık…