ibb şehir tiyatroları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibb şehir tiyatroları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2009 Cuma

"Bekleme Salonu"


Merhaba , dün akşam İclal ve Ülkü ile Reşat Nuri Sahnesi'nde Yiğit Sertdemir'in yazdığı ve Tolga Yeter 'in yönettiği Bekleme Salonu adlı oyunu izledik, zevk ile...
Cidden Bu kadar güzel olabileceğini düşünmemiştim oyunun.Oyuncuların da bu güzelliğe katkısı büyük elbette. Cengiz Tangör,Zeynep Özyağcılar ve Ertuğrul Postoğlu 'nun oyunculukları da ,oyunun konusu kadar harikaydı. Konuyu yazmayacağım ama algılarımızı, algılarımızla seçtiktiklerimizi, önyargılarımızı, hırslarımızı, egolarımızı ve en önemlisi hayal gücümüzün genişliğini gözden geçirmek için bir uyarı niteliğini taşıdığını söyleyebilirim. Cidden değişikti ve çok hoştu. İstanbul'da yaşayanlar izlemeye çalışsın, memnuniyetle tavsiye ederim. Bu arada izleyiciler arasındaki Hasibe Eren'in çok güzel olduğunu yazmadan edemeyeceğim. TV de ne çirkin görünüyormuş yaw, hayran oldum doğrusu:) Maşallah diyeyim ve beklemeden Bekleme Salonu'nu izlemenizi tekrar salık vereyim:) Asla pişman olmazsınız. Emeği geçenlerin her birini gönülden tebrik ederim. Sevgiyle...

23 Ekim 2009 Cuma

"Hizmetçiler"




Merhaba , tiyatro sezonunu İBB Şehir tiyatroları 1 Ekim'de açtı "Şehrin Perdeleri Açılıyor" sloganıyla. Ben ise dün akşam açabildim:) Blah blah'in tabiri ile etkinlik kelebeğiniz bundan sonra sık sık etkinliklere zevkle katılıp, burada da kritiğini yapar artık:))) Ay ben bunu görev mi addettim aceba:)) İlla kritik yapacağım. Hoş çoğu kritik de alıntı veya kopyalayarak oluşuyor ya neyse))) Mazur görün efendim beni. Bazen bir oyun öyle güzel anlatılıyor ki o anlatımı paylaşmak hem işime geliyor, hem de daha etkileyici olur diye düşünüyorum. Tıpkı bu oyunda olduğu gibi:) Fransız yazar Jean Genet'in "Hizmetçiler" adlı oyunu Şehir Tiyatrolarında Genç Tiyatro grubu tarafından sahnelenmiş. Yazarın hayatı çok etkileyici geldi bana. Reşat Nuri sahnesinde İclal ve Rukiye ile seyrettiğim oyunda Selin Türkmen,Berna Adıgüzel ve Özge O'Neill Sarımola rol alıyor. Ortak reji çalışması olan oyundan benim özetleyebileceğim durum sınıf farklarının insanları birbirine yabancılaştırdığı, düşman ettiği , alt sınıfın üst sınıfı taklit ettiğinde kızdığı şeylerin beterini yapabildiği. Kimliğini kabullenmemenin insana verdiği zarar vs. Tarihe baktığımızda gördüğümüz sınıflardan hep nefret etmişimdir. Şimdi de görünmez sınırlardan nefret ediyorum. Herkes insan , onları sadece daha iyi oluşları üstün kılar. Aksi taktirde kimse kimseden üstün olamaz, olmamalı. Bu düşündüğüm gibi bir yaşam dünyada yaşanır mı aceba? İnşallah:( Ben fazla sözü uzatmadan Oyunun Dramaturgu Sinem Özlek 'in oyun hakkındaki düşüncesini sizlerle paylaşmak istyiorum . Broşürde okuduğum yazıyı çok anlamlı buldum da. Heee oyunu izlerken biraz sıkıldığımı da üzülerek itiraf etmeliyim. Ama genel anlamda başarılıydı, emeği geçen herkesin emeğine sağlık..."Çok katmanlı yapısıyla farklı okumalara olanak yaratan “Hizmetçiler”, hanımefendiyi yok etme oyunu oynarken bile hanımefendi olup onu var ederek diyalektik karşısında çaresiz kalmayı ya da iktidar eline geçtiğinde iktidardakinden daha da acımasız olabilmenin hikâyesini anlatmaz yalnızca. Birilerini önce “öteki”leştirip, sonra kendine benzemediği için yargılamanın fütursuzluğunu da göz önüne serer. Jean Genet’nin “Hizmetçiler”i, bavul bavul eskilerini eve gelen gündelikçiye tüm “yardımsever”liğiyle bağışlayan; kravatımız, şık takılarımızla masum ya da ahlaklı olma hakkımız doğuştan cebimizde güvenle yaşayan; sırf ahlaksız addedilmemek için, her şeyi gizli kapaklı oynanan bir oyuna çeviren; üstümüzde güç kullananlara benzeyerek elde ettiğimiz gücümüzü kendimiz gibi olan üstünde kullanmaktan başka bir şey yapmayan ve hepsinden önemlisi “suçlu” olmaya cesaret edemediğinden kurtulmayı beceremeyen bizlerin hikâyesidir bir bakıma. O bildik “hanımefendilerine özenen hizmetçiler” fotoğrafı Genet’nin merceğinden sahneye yansıdığında, suç ve masumiyet, iyi ve kötü, ahlaklı ve ahlak dışı ile ilgili refleksle kullandığımız tüm değer yargılarımızı alaşağı eden bir belgeye dönüşür. Ve pek çok kez sahneye çıkmış “Hizmetçiler”, “iktidar”ın; kanunlar, ahlak kuralları, inançlar ve toplumsal teamüllerin de yardımıyla ve artık kaba güce ihtiyaç duymayan “iyi niyetli” şiddetiyle; gönüllü kalabalıkları sessiz sedasız şekillendirdiği tanıdık zamanlarda çok daha fazla şey anlatır aslında. "

31 Mart 2008 Pazartesi

Size öyle geliyorsa öyledir...


Merhaba, Aşağıdaki yazımda bahsettiğim gibi , dün tiyatroya gittim. Fatih Reşat Nuri sahnesinde izlediğim oyunun adı "Size öyle geliyorsa öyledir" . Oyun Nobel ödüllü yabancı bir yazara ait. Dün broşürde okumuştum ismini, bugün aklımda tutamadım Ne edeyim Türk isimlerini bile hatırlayamazken , yabancı isimleri hiç hatırlayamıyorum işte. İsmi hafızada tutmak iletişimin en önemli özellklerinden biri ; ama malesef ben bu özellikten yoksunum. Yazar dünyaca ünlü biri ve ününün çoğunu piyesleri ile kazanmış. Oyunu çok beğendim ve çok şey öğrendim. İclal de çok beğendi, iyi ki gitmişiz. Merak duygusu ile oluşturduğumuz ,sadece kendimizi bağlayan öngörülerimizin ne kadar kişisel olduğu , bunu genele yaymanın ne kadar zararlı olduğu, düşüncelerimizin mutlak doğru olduğuna olan inancımızın ve bunun etrafımızdakilere vereceği zararları anlatıyordu oyun. Yazarın özelliklerinden biriymiş, sonunu netleştirmeden bırakmak , bu oyunda netleştirmemesi çok isabet olmuş. İnsanlara açıklama yapmanın ne kadar gereksiz olduğunu da bir kez daha anladım. "Size öyle geliyorsa ,öyledir" demenin en doğru çözüm olacağı, ne düşündüklerini umursamanın çok anlamsız olduğunu da anladım bu oyun sayesinde:) Elbette insanların su-i zanda bulunmasına da mahal vermemek gerekir.Fakat kim ne der diye yaşamak çok kısıtlayıcı ve yorucu... Yaaa ne desem boş olacak bence imkanı olan, İstanbul'da yaşayan herkes bu oyunu izlemeli. Oyunda emeği geçen herkese teşekkür ederim.Sevgiyle...

28 Mart 2008 Cuma

Keşanlı Ali Destanı...


Merhaba, dün akşam Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde Keşanlı Ali Destanı adlı Haldun Taner 'in yazdığı müzikal oyunu izledik arkadaşlarımla. Geçen yıl da izlemiştim aynı oyunu , fakat tekrar izledim , iyi ki izlemişim aynı keyfi fazlasıyla aldım. Bileti 3 hafta önce almama rağmen Dünya Tiyatrolar Gününe rast gelmesi ayrı bir hoşluk oldu:) Oyun öncesinde bu güne özel yazılmış bir bildiri okundu, fakat geç kaldığımız için dinleyemedim ben. Oyun destanların gerçek olmadığını komik bir dille hicvediyor. Dünyada, ya ezen ya da ezilen olunur sözünü sahneye yansıtıyor. Trajikomik olaylar zinciri , zengin fakir ayrımı; fakirlerin , zenginlerin namuzsuzluk yaparak zengin olduklarına inandıkları için namuzsuz olma özentileri:)...

Keşanlı Ali hapisten çıktıktan sonra muhtar adayı oluyor, seçim öncesindeki ve seçimi kazandıktan sonraki manzaralarda, Haldun Taner'in Türkiyem'i çok iyi gözlemleyip, kaleme aldığını hemen farkediyorsunuz:)

Valla ben bu oyunu çok ama çok beğendim, izlemyenlere şiddetle tavsiye ediyorum. Oyuncular ve oyunun konusu harika. Kostümler ve sahne düzeni de harika. Haldun Taner'den başka kimsenin ismini bilmiyorum ama emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Tiyatro harika bir sanat , vakit ayırıp gidemeyenlere duyurulur...