31 Aralık 2008 Çarşamba

Bitti!..


Merhaba, 2003 yılında evlenip, 2004 yılında ayrıldığım ve 4 yıldır ayrı yaşadığım eski eşimden(!) bu sabah resmen boşandım. 2009'a bekar gireceğim için çok mutlutyum:) Bu yazıyı planlarken duygusal bir şeyler yazacağımı, başımdan geçenleri özetleyeceğimi vs. düşünüyordum. Fakat inanılmaz derecede mutluyum. Üzerimde büyük bir yüktü de kurtuldum gibi. Meğer benim buna ihtiyacım varmış. Keşke daha önce bitirseydim. Neyse herşeyin bir vakti var demek ki. Bu uzun ayrılık süreci bu olayı çok iyi karşılamama zemin hazırladı. O kadar rahatladım ki anlatamam.
Yaşasın bekarlık:))))
He bu arada elbette yeniden evleneceğim:) Evliliğe olan saygımı asla kaybetmedim. Kişilerin yanlışını evlilik kurumuna bağlayacak değilim. Anlayacağınız belki de 2010 'a girerken evli olurum:)) Herkesin hakkında hayır olan gerçekleşsin yeni yılda. Herkes mutlu,sağlıklı,paralı olsun. Amin...
Boşanma pastamdan bir dilim de siz alır mısınız:))) Afiyet olsun...

28 Ağustos 2008 Perşembe

Keklik ile tilki ve dedem ile "Allah belaa vere":))))))

Bir keklik bir kayanın başına konup ötmeye koyulmuş. O civarda dolanmakta olan tilkinin biri de iyice acıkmış halde, av arıyormuş . Kekliğin sesini duyunca, kayanın yanına gelmiş. Bakmış bakmış, ağzı sulanmış.Sonra ,kekliği lafa tutmuş.
"Ayakların kınalı,gerdanın benli, sesin de pek tatlı. Tıpkı anana benziyorsun. Lakin anan çok güzel göz süzerdi. Bakalım sen de onun gibi göz süzebiliyor musun" demiş.
Keklik kolayca aldanıp, gözlerini süzüvermiş. Kekliğin gözü yumulunca , tilki üstüne atılmış.Kekliği kaptığı gibi bayır aşağı koşmaya başlamış.
O zaman keklik tilkiye demiş k:
"Nasıl olsa Allah beni sana kısmet etmiş., yiyeceksin. Bari bir defacık olsun 'Yarabbi şükür!' de".
Bu teklif tilkinin aklına yatmış.
"Yarabbi şükür!" diye ağzını açıvermiş.
O zaman keklik pır diye uçup gene kayanın başına konmuş, tilki ise arkasından bakakalmış. görmüş ki, kekliği bir daha ele geçirmenin imkanı yok, öfkeyle söylenmiş:
"Karnı doymadan 'Yarabbi şükür!' diyenin Allah belasını versin".
Buna karşılık, keklik şunu söylemiş:
"Uykusu gelmeden göz süzenin de Allah belasını versin!"

:)))))))))))))))))))
Bu hikayeyi okuduğumda dedem aklıma geldi ve çok güldüm:) Neden mi, dedem de sık sık "Allah belanı versin" cümlesini kullanırdı. Hani bahsettim ya bir kaç kez nam-ı değer Aşık dedem, işte o:) Ailede öyle çok anılır ki dedem, geçenlerde annanemin vefatını anlatan annemin kuzeni , hastanede vefatını öğrendikten sonra, hastaneyi yıkarcasına feryat eden dedemin sözlerini söylediğinde hem hüzünlendik hem gülümsedik:)
"Allah belaaa vere Fatmaaaaam, beni bırakıp nere gittin"... :)))))))))))

26 Ağustos 2008 Salı

http://nevbahar01.blogcu.com/surgun-ulkeden-baskentler-baskentine/3973150

Merhaba, gene ezberimdeki şiir kategorisine çalışacağım:) Gene hava atacağım:)))) Çünkü yukarıya başlığını yazdığım,aşağıya da dizelerini yazacağım Sezai Karakoç 'un muhteşem şiirini ezbere biliyorum. Uzun zamandır okumuyordum, az biraz bakmam gereken yerler oldu:) Ama bloğuma yazarak bir daha asla unutmayacağım bir şiiri yeniden kazanma fırsatım oldu. Her zaman derim, tekrar edeyim ,bu blog her açıdan iyi oldu iyi:) Seni çok seviyorum bloğum, gerçekten

****

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Kurada Mürefte çıktı:)))

Merhaba, herkese iyi, serin, bereketli,sağlıklı,huzurlu bir hafta diliyorum:)
Bu dilekleri dilemekten hiç usanmayacağım sanırım:)
Cuma günü kuramı(!) çektim ve Mürefte'ye gitmeye karar verdim sonunda:) Anlayacağınız hafta sonu Tekirdağ'daydım:)Düşündüm , taşındım ve tatil ağır bastı. Hem son kez denize girme fırsatını da tepemezdim di mi:) Cuma iş çıkışı yola çıktım , gece yarısı Mürefte'deydim. Cmt. ve Pazar günü denize girdim. Epey kalabalıktık. Amcam,yengem,Musti,Beri, Sevde,Feyza vardı ilk gün. Cmt gecesi de Saliş ile Ayşe geldi. Dün akşam üstü de Hatice yengem:) Aaaa bir de sadece yatarken evine giden Sevde'nin arkadaşı Özge:))))...
Yengemin evi hep böyle kalabalıktır; ama ben deprem korkusuna 13 yıldır ilk kez gittim. Yengem öyle çok komşularından bahsediyordu ki evlerini çok katlı bir bina hayal ediyordum:) Sormak da bunca yıldır hiç aklıma gelmemiş:)))) Deprem korkusuna gidemiyordum hiç. Meğer 3 katlı, gayet güvenilirmiş:) Çok da güzel yerler. Denizi şansıma çok güzeldi, sahili güzeldi, evdeki ortam zaten çok güzel. Cumartesi akşamı Mustafa bana mangal yaktı, apartmanın terasında. Sonra yürüyüşe çıktık, çay bahçesine gittik, salıncak da sallandım. Dolu dolu geçirdim 2 günümü ve dün gece döndüm :( "Bileydim buraları seveceğimi daha önce sık sık gelirdim ben"diye diye:)))...
Böylelikle sevdiklerimle, güzel bir hafta sonunu geride bırakmanın hüznü ile başladım yeni haftaya:) Kalın sağlıcakla...

22 Ağustos 2008 Cuma

Bu hafta içi nihayet bitti, ben de bittim:(

Merhaba, bu hafta içi sonunda bitti, ama ben de bittim:( Bu hafta ofiste birlikte çalıştığım arkadaşım Aylin 15 günlük izine ayrılınca , onun işleri de bana kaldı. Şirketin 4/1 'i izin kullandığından yanıma yardımcı eleman da veremediler ve yoğun geçen iş temposunda pestilim çıktı:( Haftasonunu iple çektim diyebilirim; ve sonunda geldi:)
Dün halamın torunu Vildan'ın kına gecesi vardı. Nilü,Saliş ve ben sağolsun eniştemin götürmesi ile geceye katılabildik. Annem dün sabah yengesi vefat ettiğinden Antalya'ya köyümüze gitmek zorunda kaldı. Aslında zorunluluk değil, memleketine gideceğinden çok sevinçliydi. Sabah erkenden "kızlar kalkın, yengem ölmüş ben köye gidiyorum"diye neşeyle kaldırdı bizi. Kahvaltımızı hazırlamış, akşamki yolculuğuna hazırlanmaya başlamıştı bile. Halasının kızı haber vermek için aradığında "şekerim ben aldım haberi bileee" diye sevinçle açtı telefonu. Yengesinin ölümü uzun zamandır bekleniyordu , çok yaşlı ve hastaydı ; ama gene de bu anlattıklarımı umarım akrabalarımız okumaz:) Kına çok güzel geçti, fakat iş çıkışı ve uzak mesafeye gittiğimizden kısa sürdü. Kurtlar çok dökülemedi:)
Çarşamba günü evdeydim:)
Salı günü Elmas,Deniz,Derya;Ayşe,Saliş ile birlikte Güngören'e kebapçıya gittik aç karınlarımızı doyurmaya:). Ocak başı olan kebapçıda yedik de yedik:) Salaş ama çok lezzetli Antep kebapları yapan bir yer. Hepimiz yemeği çok sevdiğimizden birlikte yaptığımız programlar çok keyifli geçiyor kızlarla. Oradan da Cankurtaran'da Türk kahvelerimizi içip, döndük evimize.
Pazartesi günü de evdeydim:)
Bir hafta içini daha devirdim nihayet. Bu hafta sonu Vildan'ın nikahı var ; fakat yengemler ısrarla Tekirdağ'daki yazlıklarına çağırıyor beni. Bu hafta da gitmezsem önümüz Ramazan gidemeyeceğim:( Biliyorum Meral ablama çok ayıp olacak, o bizim herşeyimize herkesten önce gelir; fakat benim de dinlenmeye ihtiyacım var, kuzenlerim de orada . Sanırım Mürefte'ye gideceğim. 15 dakikalık nikahta umarım yokluğum farkedilmez:( İlk fırsatta "hayırlı olsun" demeye giderim. Kınaya da katıldım nasılsa. Ay amma mazeret beyan ettim yaw:) Çok kararsızım, yengemler bi taraftan arıyor, bir taraftan katılmam gereken bir nikah var. Neyse kura çekeyim en iyisi:)
Güzel bir hafta sonu geçirip, güzel anıları yazmam dileği ile, herkese huzurlu bir haftasonu diliyorum.Kalın sağlıcakla...

19 Ağustos 2008 Salı

Bizi Ayıran Duvar...



Bir fırtına esti aramızda,
bir kasırga koptu,
aramızda duvarlar oluştu,
dağıldık, ayrıştık,
kutuplara savrulduk.
" insanlar konuşa konuşa anlaşır" sözüne inat,
konuşsa da anlaşamayan insanlara dönüştük.
Yaşadığımız diyarda, insanlar,
önyargılarının eline düşmüş halde birbirini yargılıyorlar
şimdi; dinlemeden,
dinlese de anlamadan,
anlasa da anlaşmadan...
Duvarlar örülüyor aramızda;
bizi bizden ayıran duvar...

(Metin Karabaşoğlu'ndan alıntıdır)

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Haftasonum ve bütün bir haftamın özeti:)

Merhaba, herkese iyi haftalar diliyorum. Bu hafta çok sıcak geçeceğe benzer, huzurla serinlememizi diliyorumJ

Pazar günü kuzen Arzu ablam ve Erim geldi. Uzun zamandır görüşemiyorduk. Kendisi hem uzakta oturuyor, hem de yeni dükkan açtılar , telaşeden geçememişti bu yakaya. İnşallah dükkanları bereketli olur. Kısa bir süre kuzen Musti ve Feyza da kahve içimlik katıldı bizlere.
Akşam Saliş ile birlikte , Deniz ile buluşup ,iş arkadaşım Saliha’nın önceden tavsiye ettiği Kuledibi’nde Konak Cafe’ye gittik. Uzun zamandır aklımdaydı “gideyim , bir ifadesini alayım” dedimJ Çok harika bir manzarası var, İstanbul’un çoğu yeri görünüyor. Tam seyirlik bir yer. Fakat biraz pahalı. Ben de sadece çay içtimJ Oradan İstiklal Caddesi’nde yürüyüş yapıp, Tepebaşı’nda Konak Cafe kadar olmasa da hoş manzaralı bir çay bahçesinde soluklanıp Elmas’a gittik ve orada kaldık Saliş ile.

Cumartesi günü Kübra’nın Kemer Burgaz’daki yazlık evine gittik kahvaltıya Ayşe ve Saliha ile birlikte. Çok harika geçti günümüz. Asmanın altında , yeşilliklerin arasında bol muhabbetli saatler geçirdik. Bir ara bahçeye girip domates, patlıcan, fasulye, mısır ve biber toplamaya başlayınca keyfimiz arttıkça arttı. Nasıl seviyorum bu işleri anlatamam . toprak beni kendine çekiyor resmenJ İlelebet çekeceği gün inşallah uzaktadırJ Hızımızı alamayıp topladıkça topladık J Sağolsun Kübra bizlere birer poşet hazırladı , günlük yevmiye niyetineJ. Irgat olmak ruhumda var benim:) Evimize doğal , taze , mis gibi kokan sebze götürdük.
Cumartesi kandildi, bu vesile ile herkesin geçmiş Berat kandilini tebrik ederim. İnşallah beraat eden kullardan oluruz, inşallah bu senemize hayırlar yazılmıştır.

Cumartesi günü Kübra da buluşmamız çok iyi oldu. Onlarla beraber olmak beni çok mutlu ediyor, gerçekten “iyi ki gitmişim” dedirtiyor her defasında bana. Yaa kızlar sizlerle iyi ki aynı sınıfta okumuşum ve iyi ki yıllar sonra yeniden görüşmek nasip olmuş. Cidden iyi ki varsınız sizleri çok seviyorum.

Cuma günü Nilü ve yeğenlerim geldi bize. Akşam Nurgül’e gittik, terasında çay içmeyeJ Yeğenlerimi geçen hafta sonu gene tatilde olduklarından görememiştim, çok özlemişim. Her geçen gün afacanlıkları artıyor mu neJ Annemin karnı şişmiş, “orda bebek var, çıkar o bebeği bize ver, bizim olsun “ diyormuş AlperenJ Ömer de” inşallah ananem hamiledir anne” demişJ Nilü o an telaşe ile hırpalamış Ömer’i “saçma saçma konuşma, Allah korusun” diyeJ Ömer, “neden öyle diyorsun anne, düşünsene ne teyze dicem ona, ne dayı süper olur:)
Ay öldürecek bu çocuklar beniJ, istemiyorsan bana teyze demeyebilirsin Ömerciğim , bunun için annemin yeniden doğurmasına hiç gerek yok teyzeciğimJ Giderken de annemi öptü Alperen, sonra da “bebeği de öpeyim” diyerek karnını öptü anneminJ alemsiniz vesselam…

Perşembe günü evdeydimJ.

Çarşamba günü Deniz,Derya ,Saliş ile birlikte Kahve Dünyası’nda kahve içtik. Döndükten sonra da Yeliz’de oturduk Saliş ile.

Salı günü evdeydim. O gün dizim var , genelde evde oluyorum zatenJ Ama ne dizisi diye sormayın , vakit kaybı olan tv alışkanlığının reklamını olsun yapmayayım , kendim izlesem de , di mi amaJ Salı günü bizde halamın gelini Neco ve oğlu Kerem kaldı. Kerem ile diziden sonra parka gittim. O kaydı, sallandı ; ben izledim iç geçirerekJ Yok ben de sallanırım da maalesef bizim parkı bebeklere göre yapmışlarL Yetkililer bir zahmet büyük kaydırağı ve salıncağı da koyun J

Pazartesi günü evdeydimJ

Koca haftayı iyi özetledim yaw. Kısa yazmayı yavaş yavaş öğreniyorum sanırımJ

Haydi kalın sağlıcakla, serin serin…

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Cumartesi'm:)

Merhaba, haftasonumdan bahsedeceğim aslında ama anlatacak şeyleri sadece Cumartesi yaşadığımdan ,Cumartesi'ye torpil geçip, başlığa onun ismini verdim:))))
Cuma ve Pazar günü evdeydim de
Cumartesi günü Sevin ile Eminönü'nde buluşup Sultanahmet'e gittik . Sultanahmet'de önce Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ni, sonra Ayosofya'yı gezip, Sultanahmet köftesi yedik:) Artık Sevin de müzekartlı:) Hem de o öğrenci olduğundan yarı fiyatına çıkarttı:).
Türk İslam Eserleri Müzesi'nde televizyonda reklamlarını izlediğimiz bir sergi vardı. Sloganı : "Gördün mü?". Evet ben gördüm:) Çok da memnun kaldım "Anadolu topraklarında güzeli arayışın 10,000 yıllık öyküsü"nü görmekten.
Ayasofya'yı ise daha önce bahsettiğim gibi ilk kez görüyorum:( Harika bir yapıt; fakat şu an tadilatta. Gene de çoğunluğu turistlerden oluşan çok yoğun ziyaretçi ilgisi var. Sevin kart çıkartasıya epey kuyrukta bekledi ki, ben o beklerken gezdim, bitirdim:) Sevin ile tekrar gezdim tabi, sağolsun çok hızlı geziyor da:) Ayasofya'nın genelini camiye benzetsem de , tamamen kiliseden arındırılmış değildi. Atatürk 'ün müze yapma kararı, çok doğru bir karar sanırım. Ne şiş yanmış, ne kebap:) Zaten karşısında koskoca Sultanahmet Camimiz duruyor eşsiz mimarisi ile. Sultanahmet'den yürüyerek Gülhane Parkı'na indik. Vakit ilerlediğinden başka müze gezme fırsatımız olmadı ; ama İstanbul'da en azından görmediğim müze kalmayacak inşallah:) Bu arada müzelerin bahçeleri de harika, sakin ve huzurlu. Bahçelerinde oturmak için bile sık sık gitmeyi planlıyorum :) Ben bu kartın suyunu çıkaracağım anlıcağınız:)
Kültür Bakanlığı benim yüzümden iptal etmese bari:) Nilü aradı müze gezerken " sen de bişeye taktın mı takıyosun , yeni modan müze mi "dedi:) Sanırım kötü bişey dedi bana Gülhane Parkı'ndan Eminönü'ne kadar yürüyüp, oradan da Köprüaltı'na geçtik. Denize nazır çaylarımızı yudumlayıp ,Eminönü'nde vedalaştık Sevin ile. Oradan ben Saliş'in işyerine geçtim ve Nurcan, Rümeysa,Saliş ile birlikte Tophane'ye gittik. Tophane'den bizi kuzenMusti aldı , Baltalimanı'nında bir şeyler atıştırıp, Rumeysa , Saliha ile birlikte bizi epey gezdirdi sağolsun. Aslında onun işi bilboart gezmek, eksik gedik var mı bakmak. Biz de sayesinde gezdik de gezdik:)))
Bir güne bunları nasıl sığdırdım bilmiyorum bu kez ben de:)
Anneme yetişemedim ona yanarım:) Annem Cumartesi -Pazar Çınarcık,Esenköy,Yalova ve Bursa'daydı:) Ama blog benim olduğundan ondan bahsetmiceğim
Pazar günü ise bütün gün evde temizlik yaptım iyi mi
İşte böyle sevgili günlük, bir haftasonunu da böyle devirdim. Nice haftasonlarına, sağlıkla...

Müzelerden resimler...

Ayasofya

Ayasofya

Ayasofya

Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Türk ve İslam Eserleri Müzesi girişi

Ayasofya

Mektup...

Merhaba, ezberimdeki şiirler kategorime eklemek üzere bir şiiri daha iftiharla sunarım:)))
Ben bu kategorileri kabartmak için , hiç durmadan sunuş yaparım artık Aşağıda yayınlayacağım şiir Mustafa Yıldızdoğan'ın "Mektup" 'u. İster inanın , ister inanmayın ama ben bu şiiri ezbere biliyorum

-----------------
Ya işte böyle gözüm, bakıyorum da şunlara , şaşıyorum.
Canım sıkılıyor, Allah canımı alsın.
Zengin babaları sayesinde, lüks arabalarla, gündelik sevgili değiştiren, aşkı ve sevdayı iki öpücük zannedenlere kızıyorum.
Kızdığım gibi de acıyorum. Bana ne diyemiyorum işte.
Takıyorum kafama. Bölüyorum uykularımı. Çünkü bu gençlik bizim bizim..

Anlat anlat diyorsun ya ikide bir, yaralı yüreğimle yaralamak istemezdim seni.
Ama sevda ne demek, ama gönül ne demek, vefa ne demek
ve ben seni nasıl sevmişim vay vay ki vay.

Ben , insanların toprakla haşır neşir olduğu,
çocuklarına helal lokma için terlerini toprağa akıtan,
eli nasırlı mı nasırlı, yüzü güneş yanığı, gönlü ezelden yanık, güneşin toprakla öpüştüğü,
buram buram dert, buram buram hasret, buram buram sevda kokan, hürriyet sevdalısı milyonlarca gençten biriyim.

Anam, abdestsiz göğsünü vermemiş bana,
ola ki Allah'a ola ki Vatana, ve ola ki sevdiklerine ihanet eder diye.
Anamın ak ve helal sütünden midir nedir? Vefasızlığın v' si yoktur kitabımızda.

Hele güzelim sevdiğini yarı yolda bırakmak nankörlüğün ve namertliğin en adisi budur işte.
Gönül dersen gönül, yürek dersen yürek, aşk dersen aşk, bırak duygularımı yüreğimde.
Yüreğimde bul kendini. Gel gör ki nasıl sevmişim seni, vah vah.

18'inde deli taylara benzer kızlarımız, geçit vermez yüce dağ gibi heybetli,
şahin bakışlarında mertlik ama yufkadır yürekleri.

Onlar ki sevdiklerine toprak kadar vefalı
onlar ki sevdiklerine gün gibi, güneş gibi sadık, kardelen çiçekleri kadar sabırlı,
ki onlarda iffet, ki onlarda edep.

Onlar sevdiler mi başka severler güzelim.
21.asırda ne Karacaoğlan' ı ne Köroğlu' nu ne de Ferhat'ı aratır yiğitlerimiz.
Gönül, bu ya hep ulaşılmaz, erişilmez dallara bağlanır.
Çile ise çile dert ise dert, pes etmek mi asla.

Ve yiğitliğin kitabı yazılmaz gülüm.
Yiğitlik yürekte gönülde gizlidir.
Yiğitlik sadece bilekte değil.
Bizi biz eden bizi farklı kılan bu düşüncemiz bu gönlümüz.

Çünkü biz sevdiğimizi iki öpücük niyetine değil, Allah'ın bir emanet kuşu bilip,
bir ömür boyu aynı yastıkta bir ömür sürmek için severiz.

Ben sevdiğime gel dediğim vakit dağları yırtıp gelen,
git dediğim vakit kaşlarını çatmadan, arkasına bakmadan gidendir.

Zannetme ki korkudan, edepten, gönülden, sevgiden.

İşte güzelim, diyorum ya iki de bir, gönül dersem gönül, yürek dersem yürek, aşk dersem aşk, bırak duygularımı yüreğimde, yüreğimde bul kendini. Gel gör ki nasıl sevmişim seni vah vah.

8 Ağustos 2008 Cuma

Bu haftam...

Merhaba , bugün Cuma çok mutluyum; yarın tatil:).
Bu sabah akrabamız ve arkadaşım Kübra doğum yaptı. Allah hayırlı evlat yetiştirmesini nasip etsin, güzel bir günde, hem Cuma hem de 08/08/08 de dünyaya geldi bebiş:)
Haftasonuna girmeden bu haftaki güncemi kaydedeyim:) Dün akşam Nurgül'deydik. Müc, Aysel ve Saliş ile. Nurgül yufka açtı ben harcını koyup sacda pişirdim:) Çok zevkliydi, küçükken komşular oklava ile elime vurduğundan , annem ise hiç bilmediğinden içimde uhdedir hamur açmak:) Şimdilik sacda pişiriyorum , belki yarın açarım da belli mi olur:) Ama en zevklisi yemesi tabi:)
Çarşamba günü spor arkadaşım ve hemşehrim Remziye'nin kına gecesine gittik Saliş,Deniz,Derya ile.
Salı günü Adem amcam, kuzen Musti , gelin Beri ve Saliha ile Nilü'ye yemeğe gittik. Tatiline rastladığından dolayı veremediğim doğum günü hediyesini de yanımda götürdüm.Türk kahvesi makinesi ve yanında kahveli çikolata:)
Pazartesi günü Deniz , Derya ve Saliş ile Kahve dünyasına gittik. Nilü'nün hediyesini de oradan aldım zaten:) Bize Musti ve gelin Beri, Elmas ve Ayşe de katıldı daha sonra. Çoğaldıkça çoğaldık anlıcağınız:)
Bir haftam da böyle geçti işte:) Nice nice haftaları sağlıkla, huzurla, sevgiyle, gezerek :)devirmek dileği ile...
Sevgiyle...

7 Ağustos 2008 Perşembe

Ankara'daki Düğünden Resimler...


Gelin Hanım Sevgili Aybüke kına gecesinde...

Gelin ve damada kına yakılırken...

Aybüke damadı beklerken...

Düğün saatleri...

Anıtkabir,Müzeler,Harikalar Diyarı...


Anıtkabir...

Askerlerin nöbet devir töreni...

Anadolu Medeniyetleri Müzesi...

Etnografya Müzesi...

Atatürk'ün 1938'den 1953' e kadar yattığı yer. Etnografya Müzesi'nde...

Resim ve Heykel Müzesi. Etnografya Müzesi ile aynı bahçede ilaçlandığı için gezemedim:(


Harikalar Diyarı'ndaki Masal Adası'nda Gülden'in tatlı oğlu Yunus Emre...

Beni Katagorize Etme...

Merhaba, dün bir ara can sıkıntısından bloğumla oynayayım dedim:)
Yazılarımı, tek tek kategori oluşturup, kategorilere böldüm, hem de "beni kategorize etme" şarkısını söyleye söyleye:) Tezatların adamı mıyım , neyim:) Hiç kategori düşünmemiştim şimdiye değin, kafama eserse kaldırırım zaten:) Bu vesile ile Bülent Ortaçgil'in şarkısını sizlerle paylaşayım. Sınırlarını çizebilen, kimliğini ve kişiliğini tanıyan herkese armağan olsun...

Beni kategorize etme
Benle oynama
Yaftayı yapıştırıp
Bana isim koyma
Karikatürleştirme beni
İlahlaştırma
Tabulaştırma sakın tabulaştırma

Ben seni öyle sevdim öyle sevdim
Ben seni öyle sevdim böyle mi sevdim

Matematiklaştirme beni çarpma, bölme
Toplama, çıkarma sakın beni hesaplaştırma
Mekanikleştirme beni otomatiklaştirme
Yarıştırma sakınonla bunla karşılaştırma

Ben seni öyle sevdim öyle sevdim
Ben seni öyle sevdim böyle mi sevdim

Sıkıştırıp tıkıştırma beni depolaştırma
Duygularım yok oldu yüreğimi nasırlaştırma
Beni demoralize etme depolitize etme
Her işten kaçar oldum beni illegalize etme

Ben seni öyle sevdim öyle sevdim
Ben seni öyle sevdim böyle mi sevdim

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Erdem Beyazıt'ı unutmadım...


Merhaba, 7 Temmuz günü ebedi istirahatgahına uğurladığımız şair, düşünce adamı ve eski milletvekili Erdem Beyazıt 'ı rahmetle anıyor ,ailesine ve edebiyat dünyasına başsağlığı diliyorum. Benim boş ama yoğun gündemimden dolayı bu yazıyı biraz geciktirdim, ama bahsini geçmeden edemeyeceğimi düşünüyordum, ki en sevdiğim şairlerdendi kendisi. Erdem Beyazıt'ı ilk olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın çıkardığı şiir kasedinde , Beyazıt'ın yazdığı bir şiiri seslendirmesi ile tanımıştım. Daha sonra arkadaşım Fatma , bana bir şiir kitabını hediye etmişti "seni sevdim,şiiri sevdim,sen de beni sevdin.Hissettim,hissettirdim".cümlesini not düşerek. O kitaptaki şiirleri kaç kez okuduğumu hatırlamıyorum. Çok ama çok beğenmiş, defalarca da Fatma 'ya teşekkür etmiştim. Ne kadar yalın yazıyor ve bir o kadar da vurgulu yazıyordu şiirlerini. Daha sonra Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen bir şiir programına katılmış ve orada çok beğendiğim şiirini kendi sesinden dinleme şansım olmuştu. Bir şiiri en güzel şairi okurdu ya, onun dilinden dinledikten sonra daha da çok beğenir olmuştum şiirlerini.
Ve okulumun pilav gününde Sevin'den öğrendim vefat ettiğini:( Ertesi gün cenaze merasimi vardı. Çok üzülmüştüm. Kolay yetişmiyordu böylesi insanlar, bir yıldız kaymıştı edebiyat dünyasından. O yıldız ki tamamlayıcı rol oynuyordu karmakarışık ufkumuzda ve edebiyatımızda. Şimdi onu şiirleri ile her daim hatırlayacak; şiire, bana ve edebiyata kattıklarından dolayı minnetle yad edeceğim. Ruhun şad, mekanın Cennet olsun Erdem Beyazıt...
BİR PORTRE
Engin sakin berrak bir denize
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır
Nasıl yürürse insan
sokrates öyle yürüdü ölüme.
Tilmizleri (talebeleri) ağlaşırken
O vasiyet ediyordu
--- Asklepyos'a bir horoz borçluyuz
___Unutmayınız.
Ne tuhafsınız dostlar
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye
Yükselmek varken ölümsüzlüğe
İnancına sahip olmak
İnsan olmanın şartı
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik
Hayatın ölümcül yanına
Takılıp kalmak değil mi?
İlkin ayaklarında duydu Sokrates
Zehirin soğukluğunu
Ve yavaş yavaş ölüm
Yükseldi göğsüne çenesine
Dudaklarında donan son bir tebessümle
Bir işaret taşı da böylece
Sokrates dikmiş oldu ölüme
KENDİ ÖLÜMÜME AİT BİR DENEME
Bir gün öleceğim biliyorum
Bunu her an ölür gibi biliyorum
Anamın yüreğinde bir kor
Ölene dek sönmeyecek bir ateş
Kımıldanıp duracak hep
Karım bomboş bulacak dünyayı
--- Nolurdu birlikte ölseydik, deyip duracak
Oysa insan yalnız ölür
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak
Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm
Bir süre kaçacaklar insanlardan
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine
Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar
--- Yaşayıp gidiyorduk yahu
Ne vardı acele edecek!
Diyecekler
Biliyorum yaklaşıyoruz her an
Biliyorum oruçlu doğar insan
Ölümün iftar sofrasına.

BULMAK
Bir an kayboldun gibi! yaşadım kıyameti
Yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti
Yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
Bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma
Çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
Göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından
Bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
Yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde
Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş
Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
Kapılıp gidiyorum saçının sellerine
Gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
Bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar
Bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
Sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın
Tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
Yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi
Sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
Sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım
Bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
İşte yeni bir dünya peygamber sözlerinden
Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Ankara,Anıtkabir,Düğün,Müze... Gene geziyordum da:)

MerhabaJ

Güzel bir hafta dileklerimi yineleyerek yoğun gündemimi kısa kısa anlatmayı deneyeceğimJ

Perşembe günü ikindi vakti Ankara yolcusuydum, teyzem ve annemle.

Annemlerin çocukluk ve genç kızlık dönemleri Ankara’da geçmiş. Orada ahbaplarımız ve akrabalarımız var. Çok yakın ahbabımız Ülkü teyzenin kızı Aybüke evleniyordu, ben de geçen hafta 2 saat izni bana çok gören patronumdan intikamımı alıp Ankara’ya gittimJ

O gün, günlerdir üstünde çalıştığım ihaleyi almamızda avantaj oldu benim için ,çok kızmamışlardır umarımJ

Ülkü teyzeler misafir ettiler bizi. Düğün evi olduğundan telaşeliydi. Sürekli yemek pişti. Cuma günü hem yardım etmek , hem de dinlenmek için evdeydim. Akşam kına oldu. Saliha’da Antalya’dan geldi o akşam. Ankara’da erkeğe de kızla birlikte kına yakılıyor. Terasları çok büyüktü Allah’tan çünkü çok kalabalıktık.

Cumartesi günü Saliha ile birlikte Anıtkabir’e gittik. Ben daha önce görmüştüm Saliha Ankara’ya ilk kez geliyor onun için gittim ama iyi ki gitmişim, yeni bir müze açılmış orada . Savaşları resimli, üç boyutlu olarak göstermişler. İnanılmaz güzeldi. Gözlerim doldu , tüylerim diken diken oldu. Her Türkün ömründe en az bir kere görmesi lazım Anıtkabir’i. Fakat tam bir gün ayırmak lazım detaylı gezmek için. Saliha hastaydı çok uzun kalamadık biz.

Oradan da müze kartımın açılışını yaptımJ Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Etnografya Müzesi’ni gezdim Ulus’ta. Aslında hemen hepsi aynı semtteydi gezmeyi çok istiyordum fakat malesef kimi ilaçlanmış, kimi tadilatta, kimi kapalı idi L

Saliha da rahatsız olunca daha fazla gezemeden Gülden’e gittik. Gülden benim en yakın arkadaşlarımdan, sık sık bahsederim. Zaten İstanbul’daydı tatil amaçlı,benden bir gün önce döndü Ankara’ya; ben gene de onu görmeye gittim tabiJ Düşündüm de Ankara’da nereyi gördüysem sağolsun eşi Cumhur götürmüş bizi. Gene enişteliğini gösterdi ve bizi Harikalar Diyarı’na götürdü akşam J Adı üstünde harika bi yer , bayıldım ben oraya, çok mutlu oldum gezerken. Fakat malesef orası da bir gün ayırarak gezip görülcek bir yerL Yeğenlerimin görmesini çok istiyorum, bakalım eniştemi kandırabilirsem bir hafta sonu gideriz belkiJ

Pazar günü gene düğün evine döndük. Aybüke çok güzel bir gelin oldu, Allah mutlu etsin onları her daim. Gölbaşı’ndaydı düğünleri. Çok güzel bir organisazyondu, inanılmaz kalabalık bir düğündü. Bu arada Ankara havalarına bayıldım, ne güzel oyunları var yaw.

Annemle teyzem Ankara’da kaldı , ben Saliha ile birlikte bu sabah geldim İstanbul’a L Hem de direkt işeL Valla ayılmam zor oldu ama şimdi iyiyimJ

O kadar çok anlatacak detay var ki anlatamamJ Çok uzun olacak diye anlatmıyorum ama inş. unutmam J Bir sürü yaşanılası anı ile döndüm İstanbul’a.

Ülkü teyze, Dursun ağabey, Aybüke, Alperhan, Gülden, Cumhur Ağabey ve ismini sayamadığım bir sürü kişi, hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim .Misafirperverliğiniz için, güler yüzünüz için ve samimiyetiniz için…

Saliha’nın makinesi ile resim çektik bol bol. Göndersin bana resimleri de yayınlayacağım .

Şimdilik kalın sağlıcakla, sevgiyle, umutla…

30 Temmuz 2008 Çarşamba

İyi ki varsın bloğum, iyi ki seni doğurmuşum:)...

Merhaba, 26 Temmuz benim bloğumun 1. yıldönümüydü.İşlerimin yoğunluğundan kutlayamadım; ama atlamak da istemedim:) İyi ki doğurdum seni bloğum, yani iyi ki açtım:)))
Hayatımda öyle çok güzel bir yer işgal ettin ki anlatamam. Günlerimi unutulmamak üzere sana kaydetmek çok güzeldi. Sayende, zamanla kurduğum blog komşularımla aramdaki dostluk bile "iyi ki varsın sevgili bloğum" dedirttiriyor bana. Hiç tanımadığım insanlarla aramda bir bağ oluşmasına sebep oldun sen. Her gün "neler yapmışlar, neler yazmışlar" diye safiyane komşularımın bloğunu tıklamam, paylaşımlarını okumam çok keyif verici. Çoğu blog komşum taşınsa da hiç kopmadık birbirimizden. Demek ki sanal da olsa güzel dostluklar oluşmuş , ne güzel. Seni genelde güzel anlarımı yazmak için kullanıyorum ben. Kötü anlarımı ve anılarımı kaydetmemeyi tercih ediyorum ki geriye dönüp okuduğumda hüzünlenmeyeyim. biraz ayrıntıya kaçıp, arasıra seni boğduğumun farkındayım:) Dilin yok ki konuşasın, emrime amadesin işte:) Blogcunun azizliğine uğradığım anlarda yoksa sen mi benden intikam alıyorsun yaw:) Sana yazmayı bırakmayı hiç düşünmüyorum, ömrüm olduğunca yazmayı hedefliyorum . Sen benim hayatıma cidden keyif katıyorsun. Bak kimsenin doğum gününü bu kadar iltifat ederek kutlamadım kıymetini bil:) Umarım bundan sonraki yıllarda sana hep sevinç, huzur, sevgi dolu anılarımı kayıt düşerim. Umarım hep yazabilirim...
Adet midir bilmiyorum 26 Temmuz 2007 'de blogcu alemine girdiğim ilk yazımı tekrar yayınlayarak nostalji yapmak istiyorum.
İyi ki doğdun bloğum, iyi ki benim gibi bir sahibin var:), çok şanslısın ,çooookkkkk...:))))
Bu arada ilk blog komşum sevgili Ashekem'e sevgilerimi sunuyorum, iyi ki seni tanıdım Ashem, sen de hep buralarda ol e mi...
........

Başlarken...
merhaba!
bugün bloğumun açılışını yaptım. maşallah nasıl temelini attım, nasıl bitti anlamadım göz açıp kapayıncaya kadar oluşuverdi:) tabi bunda benim klavyeyi hızlı kullanmamın faktörü büyük:)) velhasıl benim de artık bi sitem var . aslında bi tane daha vardı ama o ing blog sitesinden alınıparkadaşım tarafından bana hediye edilmişti; fakat ing olduğu için pek kullanmayı becerememiştim. ilk günler süper şeyler yazmıştım fakat arkadaşıma kızıp bi gün hepsini sildim. salaklık yaptım anlaşıldığı üzre:)
her zaman da ilham gelmiyor ki :(gitti gül gibi yazılarım. bu arada hep neden her bişeyi taklit eden bizlerden sivri olanlar türkçe blog siteleri hazırlamıyorlar dediydim içimden ,birileri beni duymuş ya da zaten varmış da benim yeni haberim olmuş:)
sözün özü;
ne olmuşsa olmuş, geç olmuş güç olmamış. bir varmış bir yokmuş. herkesin bir hikayesi, herkesin düşleri,herkesin hüzünleri ve gülüşleri varmış. herkesten biri olan ben,herkeste olan herşeyin bende olan kısmını yazacağım bu bloğa inş..
belki bi günlük gibi olur hep istemişimdir günlük tutmayı ama yazmaya üşenmişimdir. klavye kullanalı kalemle yazmak zor gelmeye başladı zira. bu blog her bakımdan iyi oldu iyi:) hemi de bedava hehheh. ben de merak ediyorum ne yazacağımı ve sabırsızlanıyorum okumak için. hade bakalım rastgele...

29 Temmuz 2008 Salı

Miracınız mubarek ola...


Merhaba , bugün iş yoğunluğumdan dolayı ancak yazabildim. Herkesin Mirac kandilini gönülden tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Terörün canımızı acıttığı şu günlerde dinimizin güzel ahlakı ile ahlaklanıp, tüm kusurlarımızı Peygamberimizin övdüğü güzel ahlak ile düzeltmemizi nasip etsin Mevlam cümlemize. Ebedi hayata inanan insan , sonu olan bir dünyada neyi paylaşamaz ve nasıl can yakar anlayamasam da biliyorum ki iyilik galip gelecek her daim...
Duanızı bekler , sevgiler sunarım...

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Güncem...

Merhaba, iyi,serin,güvenli,huzurlu haftalar diliyorum tüm insanlığa.
Gene bir terör saldırısı ile karşılaştık dün akşam:( Artık dualarıma "güven" isteğimi de ilave ettim. Her an , her yerde tehlike mevcut malesef:( Nerede olursak olalım, caddede yürürken, evimizde otururken, çalışırken vs... Allahım kökünü kurut bu terör belasının ve tüm kötülüklerin.Amin...
Dünden başlayıp yazayım günlerimi, günlüğüme, hatıralarda silinmez bir anı olarak kalsınlar diye. Dün çok sıkıldım, Cumartesi günü mızıkçı kardeşim Saliha Antalya'ya köyümüze gidince ben yalnız kaldım ve kızkardeşlerimin gene büyük bir nimet olduğunu tastikledim.Mızıkçılık etse de onu çok seviyorum, Allah bizleri hiç ayırmasın. Bütün gün evde yatıp, kalkıp en sonunda akşam üstü çıktım dışarıya. Kendime yemek ,sinema ve dondurma ısmarladım ; hiç eğlenceli değildi doğrusu:)
Cumartesi günü Gülden,Hilal,Nilü ile birlikte kahvaltıya gittik.Suna katılamadı malesef. Biz beşimiz eski apartman arkadaşlarıyız. Apartmanda her saatimiz birlikte geçerdi neredeyse ve seyrekleşse de görüşmelerimiz ,hiç kopmadık sonrasında da. Nostalji oldu bizim için, çocukları da annelere bırakınca bol bol muhabbet ettik, genç kızlığımızdaki gibi doymamacasına:) Oradan Nilü ile Kamile'ye gittik biz. Annem de çocukları alıp geldi. Akşam Nurgül'e gittim. Yeni evinin terasını öyle çok sevdim ki her çağırdığında gidiyorum, "hayır " diyemiyorum:)
Cuma günü ben çok sinirliydim:( Arkadaşım Saliha'ya gidecektik arkadaşla rla, 2 saat erken çıkmak için izin istediğim patronum izin vermedi yaw:( İnanamadım, çok sinirlendim; çünkü ben hiç izin istemem birilerine kızıp bana haksızlık yapması çok ağrıma gitti. Buluşmaya katılamamak da:( İş çıkışı annem ile Nilü, Nilü'nün kayınvalidesindeydi ben de oraya gittim. Oradan da birlikte çay bahçesine gittik. Bize kuzen İsmail, Saliha,Deniz,Aysel,Serap ve Sibel de eşlik etti.Bizim yeğenler çok hareketlenmiş yaw durduramıyoruz, peşlerinden sürekli koşturduk durduk orada da. Perşembe günü eski mahallemizin kızlarından Birgül'ün kına gecesi vardı ben de gittim , Gülden'i de göreyim diye. Kınada fazla durmayıp Gülden'lere gittik hep beraber çayımızı demleyip muhabbet etmek kınadan daha cazipti:) O gece Nilü de düğündeydi bize geldi çocuklarla kalmaya :) Kabus gibi bir geceydi, zaten geç gelip uyumadılar da:) O günden Cumartesi'ye kadar da bizde kaldılar:) Şakaydı bu sitemler, öyle çok özlemişim ki yeğenlerimi tatilden geldiklerinden beri göremiyordum, doyasıya sevdim veledleri:)
Çarşamba günü Elmas , Deniz ,Saliha ile birlikteydik. Sonrasında gene hepberaber Sultanahmet'e Havuzbaşı çay bahçesine gittik. Canlı fasıl var orada, tam benlik sanat müziği icra ediyorlar, doğrusu çok keyifli bir geceydi.
Salı günü Aysel geldi bize yemeğe ,evdeydim:)
Pazartesi günü ben Aysel'deydim Saliha ile:) Sularımız kesikti de Aysel'e attık kendimizi:)
Böylece ömrümden giden bir haftayı daha geride bırakmış oldum. Bakalım yaşayacak bir haftam daha kaldı mı. Umarım hayırla , huzurla, sağlıkla yaşayacağım haftalarım, aylarım, yıllarım vardır :)
Sevgiyle,sağlıcakla, huzurla kalın...

Bir Çılgının İçinde...


Merhaba, dün gittiğim sinema filminden bahsedeyim size. Rastgele girdim sayılır. Vizyondaki filmlere baktım, Eddie Murphy 'nin oynadığını görünce bu filmi tercih ettim, gülerim belki diye:) Sinema kültürüm çok iyi değil, Eddie Murphy de tanıdığım bir kaç yabancı aktiristten biri, zaten can sıkıntısından tek başıma çıkmıştım yola. Fakat tahmin ettiğim gibi komik bir filim çıkmadı karşıma:) Saçmasapan ,bilim-kurgu ağırlıklı bir filmdi; ama güzeldi:)
Başka bir dünyanın küçücük insanları adam şeklinde bir uzay gemisi ile dünyaya gelip, gezegenleri için gerekli suyu almayı planlıyorlar. Sonra dünyada farklı deneyimler yaşıyorlar, falan filan...
Ne güzel anlattım di mi:) Madem anlatamayacaktım , neden bahsettim ki:)) İş olsun işte:)
Yazın vizyonda pek kayda değer film olmuyor, ama izlenebilir hoş bir filmdi benim için. Yalnız günümde hiç fena gitmedi doğrusu. Gene de ben tiyatro adamıyım, bir kez daha anladım bunu. Tiyatrodan aldığım tadı hiç bir sinema filminden almadım bugüne dek. İzlediğim bir kaç sinema filmi haricinde çok beğendiğim olmadı. Sinemanın da çok umruydum ya:)))
Olsun ben sinemadan bahsederken bile emektar tiyatromuzu öveyim de:)
Bu yazıyı nasıl sonlandıracağımı kestiremiyorum:) Esen kalın diyeyim en iyisi:) Sevgiyle...

24 Temmuz 2008 Perşembe

"Niye Ben" Diyen Herkes İçin...


Brenda, yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.

Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Brenda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.

Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens, yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca... Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et.”

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mı?” diye bağırdı.”

Brenda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:

“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım...”

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin...

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Günlerim...

Merhaba , yeni bir haftaya başlarken sağlıklı, serin, huzurlu bir hafta diliyorum cümlemize.
Günlerim birikti gene, uzun bir yazıya benzer bu yazının akıbeti gene:)
"Gene" sözcüğü durağanlığı anımsatırken benim kullanma amacım statikliğimi tekrarladığımı bildirmek içindi Allah'tan:)
Neler yaptım uzatmadan anlatayım sevgili günlüğüme , zevkle:)
Cumartesi günü arkadaşım Serap' a gittim. Çok sakin ve huzurlu saatler geçirip, hoş muhabbet ettik . Akşamına Medişko'nun torununun sünnet kınasına katıldık annemlerle. Kınadan da halama geçip, kuzen Ayşe'yi aldık. Birlikte çay bahçesinde dondurma yiyip bize gittik. Ayşe uzakta oturduğundan sık görüşemiyoruz. Bu kez uzun zamandır doyasıya konuşamamanın acısını çıkarttık, iyi oldu doğrusu. Pazar sabahı annemin hazırladığı güzel kahvaltının ardından , kuzen Musti'nin de katılımı ile tabu oynadık. Hava çok sıcaktı, ikindiye kadar evde oturduk. İkindi vakti Saliha ve Ayşe ile yollara çıkıp vapurla Eyüp' e geçip, oradana teleferik trafiği sebebi ile yürüyerek Pier Loti'ye çıktık. Ayşe yolda arkadaşı Meryem'e rastlayınca o da bize katıldı ve Pier Loti'de güzel saatler geçirip, muhabbet ettik birlikte. Dönüşte teleferikle indik bu kez. Eyüp'de ayrılıp onlardan Saliha ile arkadaşı Nuran'a gidip kahve içtik. Ardından da eve gelip Elmas'ların çağırması ile çay bahçesine gittik yeniden:)
Bu haftam gümpürtüye gitmesin yazamadığım günlerimden de bahsedeyim kısaca:)
Cuma evdeydim.Perşembe Nurgül yeni evine taşındı , ona gittik Aysel,Birsen,Hafize ve Şükran ile. Çarşamba kuzen İsmail'i çok yalnız bıraktığımızı farkedip Saliha ,Musti ,annem ile birlikte Ayşe halama gittik. Salı günleri sanırım evdeydik:) Pazartesi günü Yeliz ile birlikte annemin arkadaşının bahçesinde oturduk serin serin:)
Diziler olmadığından biriktirdiğimde çok unutuyorum günlerimi:)
Huzurlu anıların hatıralarda tazeliğini koruyup, sevinç vermesi ;huzurun her daim hissediliyor olması duası ile...

18 Temmuz 2008 Cuma

Aynalar Koridorunda Aşk...


Merhaba, 3. kitabım bittiJ Kitabımın yazarı Mustafa Ulusoy. Kendisini, psikiyatrist doktor olduğundan 1,5 seans terapi alarak şahsen de tanıma fırsatım olmuştuJ “Sen de anma psikopatmışsın şeker ”dediğinizi duyar gibiyimJ Valla 3 ayrı uzmandan toplam 4,5 seansı geçmeyen terapi aldım sadece. Keşke fırsatım olsa da hep alsam hiç fena olmaz:). Eeeee acıların kolayına üstesinden gelinmiyor. Neden 1,5 seans derseniz, çok uzaktı yetişemedim, ilk yarım saatim yandıL Yanarım yanarım ona yanarım:) Ama hayatımdaki en zorlu ve acılı dönemimde başvurduğum Ulusoy, net tesbitleri ve net söyledikleri ile beni çok rahatlatmıştı. Allah hepsinden razı olsun.Annem ile ablama, söylediklerini anlattığımda “bunları biz de dedik, illa para mı vermen gerekiyor rahatlaman için” deseler de, konusunda uzman olduğunu bildiğim ve objektif baktığına inandığım birinin söyledikleri kesinlikle çok farklı etkiliyor. Etrafımdakiler benim yakınlarım, onların söyledikleri doğru da olsa objektif olamayacaklarını düşünüyor insan. Seçtiğim bütün danışmanlar iyi insan olduklarından “bir daha gelmene gerek yok , boşuna paranı harcama , ilaç da vermiyorum bu acıyı yaşayacaksın ve geçecek,bu zamanda öğrendiklerin karın olacak ,haydi uğurlar ola” gibi sözler söylediklerinden bir daha gidememiştimJ Evet dedikleri gibi hiç bir acı ilk yaşanan andaki kadar acıtmıyor, vefakar zaman ilaç vazifesini her zamanki gibi görüyor ve acıları tedavi ediyor. “Her şerde bir hayır vardır” sözü gene hakikiliğini gösteriyor ve bir çok şey öğretiyor insana. Ay amma uzattım sözü daha kitabı anlatacağımJ Hem bu kez sadece kitabın arka yüzünü değil, kitapta altını çizdiklerimi de yazacağım. Bu kitap bir roman, ama öyle içerikli ve öyle doyurucu ki her insanın yaşadığı duygulara,çıkmazlara farklı bir boyut getirerek okuyana kesinlikle fayda verecek , farkındalık sağlayacak bir roman. Bu arada bloğumda çalan şarkının sözlerini yazı yazarken farkettim, tam bu kitap konusunun çıkış noklası olan düşüncelere benzer sözler:) Hakkaten farkındalığım sağlanmış benim yaw:)))
Kitabın tanıtımı şöyle :
"İnsanın temel acıları" roman üçlemesi yapma niyetiyle yola çıkan Mustafa Ulusoy bu üçlemenin ilk romanı olan Aynalar Koridorunda Aşk da, insanın en temel korkusu ve acısı olduğunu düşündüğü sevilmeme ve değersizlik korkusunu işliyor roman boyunca.
Roman modern zamanı aşk yorgunu olan insanları yaşadığı bir çağ olarak tanımlıyor. Roman bir yaşantıdan çıkarılarak, bir sığıntı haline getirilen aşkın, insan kalbini sadece yaraladığı ve kendinden istenileni veremediği tezini işliyor.
Roman kahramanlarından Kırmızı, Gri ve Sarı geçmişleri farklı da olsa, üçüde çılgınca sevilmek istiyorlar. Üçü de aşka sığınıyor, ama yaşadıkları her aşk onların acılarını daha da artıyor.
Dr. Mavi ise aşk yorgunu insanlarla çalışmaktan yorgun düşmüş, onlara nasıl yardımcı olacağı konusunda kafası karışık bir terapisttir. Dr. Mavi ile arkadaşı Beyaz aşk, benlik, narsistleşmiş benlik, insanının acı karşısındaki tutumu, hayatın zorluğu, iyi-kötü, varolma sorunları konusunda söyleşiyorlar.
Kırmızı, Gri ve Sarı Dr. Mavi ile söyleşiyor, Dr. Mavi Beyazla. Romanın sonunda Kırmızı, Gri ve Beyaz’ın hayatları ilginç bir şekilde birbiri ile kesişiyor ve roman beklenmedik şekilde sona eriyor.
Aynalar Koridorunda Aşk bir aşk romanı değil, "aşkın romanı" sloganı ile çıkmış bir kitap.
Hem aşktan duyguları yorulmuş, hem de aşkla henüz tanışmamış ve aşkın yorgunluğunu tatmamış insanlar için ilginç bir kitap Aynalar Koridorunda Aşk.
Benim altını çizdiklerim :
* İdeal bir ilişkide, arkadaşınızın sizi ne fazla,ne de eksik değerlendirmesi beklenir. Karşınızdaki insanın sizin hakkınızdaki makul kanaati, ilişkinin içinde barındıracağı olası dengesizliklerden hem sizi, hem de onu korur. Bir insanın sizde var olan yetenekleri görmezlikten gelmesi incitici olabileceği gibi,sizinle ilgili yüksek beklentilere girmesi ve yüksek beklentilerine alet ederek sizi gerginleştirmesi de ilişkiyi zedeleyebilen tehlikeli bir tutumdur.
* İnsan şaşkınsa yapması gereken şey durmaktır.
* İnsan için en zor durumlardan biri birbirine zıt iki duyguyu aynı anda yaşamaktır.
* İnsanlar dünyanın geçiciliğinin farkına varmayıp, zamanlarını sorumsuzca tüketebiliyordu. Sonsuz bir zaman aralığı yaşar gibi yaşayabiliyordu insanlar.
* Değerli olduğunu hissedemeyen bir insan gerçekten sevemez, hep sevilmek ister -* O, ceviz kabuğunun içindeki cevizi merak ediyor, zihnini cevizin kabuğuyla meşgul etmiyordu.
* İnsan varoluşunu kuran değil,seyredendir.
* Küçük ayrıntılar insan yaşamının önünü bazen ciddi olarak tıkayabilir. İnsanın yaşamını tıkayan büyük sorunlar değil, küçük takozlardır.
* Bir insana verilen en önemli şey, insanın kendisidir. “Bana kendimi veriğin için Sana teşekkür ederim. Ve bana vermediklerin için Sana yönelen tüm kızgınlıklarım,öfkelenmelerim, şımarıklıklarım için Senden özür dilerim.”
* Yaratıcı insana kaldıramayacğı bir hayat, dert, sıkıntı , acı, yük, varoluş vermiyordu.Acıları çekilemez,dayanılamaz hale getiren, insanın acılar karşısındaki tutumuydu.
* Hayatta en mutsuz insanlar mutlu olmak için çılgınca uğraşanlardır.
* Kişisel tarihi ile uzlaşması için , insan kendisini bağışlamalıdır.
* Yıldızlar gece çıkıyor. Yıldızları görmek isteyen insan geceye razı olmalıdır. Hayatın yıldızlarına ulaşmak istiyorsan , içindeki geceye razı olmalısın.
Aslında altını çizdiğim çok ama çok şey var bu kitapta. Ben sadece bir kaçını yazdım . Hem elim acıdıJ, hem de bu kitabı okuyarak siz de satırların ve hayatınızın anlamını çizmelisiniz. Bu kitap okunmaya değer ve çok ama çok anlamlı bir kitap. İnsana anlamını ve değerini bulduran bir kitap. İlgilenenlere… Not: Bu kitabı ödünç aldığım arkadaşım İclal'e teşekkür ederim. Biraz kitabını çizdiğim için ise özür dilerim:)

17 Temmuz 2008 Perşembe

Geç bulduğum ama hep hayatımda olacak olan sevgili arkadaşım Kübra , İyi ki doğdun


Merhaba, bugün bloğumda sık sık bahsi geçen lise arkadaşım Kübra'nın doğum günü. Dün Sevin "facebookta gördüm Kübra'nın doğum günüymüş yarın" dedi. Bugün sabah Ayşe "Kübra'nın doğum günü" dedi. ben de gururla "biliyorum" dedim ikisine de:) Çünkü nasıl olduysa bir konuşma sırasında öğrenmiş, telefonuma kaydetmişim. Kaç gün öncesinden haberim vardı.
Kübra ile lisede 2 yıl aynı sınıfta okuduk; fakat sınıfımız ortaokuldan beri aynı arkadaşların olduğu bir sınıf olduğundan ve ben sonradan aralarına katılmış olduğumdan çok yakınlaşamamıştık. 3. sınıfta da sınıflar dağılmış, karışmıştı. Aradan 12 yıl geçti Nasıl oldu hatırlamıyorum, sanırım facebookta bulduk birbirimizi:) Bir daha da ömür boyu ayrılamayız gibi geliyor bana.
Geç kazanılan dostluklar bizimkisi. Ama çok sağlam...
Sanki yıllardır hiç ara verilmemiş; hep görüştüğüm insanlar onlar benim için. O kadar çok seviyorum ve öyle şanslı hissediyorum ki kendimi bu açıdan, zaten hep dostlarım için aynı şansı yakaladığımı düşünmüşümdür.
Gelelim sadete:)
İyi ki doğdun, iyi ki varsın canım arkadaşım Küboş; ve iyi ki benim arkadaşımsın. Ne kadar şanslısın şeker:))))
Nice senelere, birlikte, sevgiyle, geze geze:) ...

"Müze müze gezdiren kart" ım geldi:)

Merhaba, tarihe yolculuğum başladı da haber vereyim dedim:) ))
Bloglarda öylesine gezinirken "müze kart" dan bahsetmişti bir blog sahibi. Kim olduğunu hatırlayamıyorum ama kendisine teşekkür ederim. Meğer gazetelerde, ve başka platformlarda bahsi geçermiş de benim haberim yokmuş:) Kartım geldiğinde sevinçle önüme gelene gösterdiğimde, haberlerinin olmasından anladım:) Ama olsun benim gibi haberi olmayan vardır diye bahsedeyim istedim ben de...
Hemen www.muzekart.com sitesini tıklayıp, başvuruda bulunmuştum. Haftasına da kartım elime ulaştı. 20 YTL ödeyerek herkes bu karta sahip olabiliyor. Ayrıntıları siteden okuyabilirsiniz. Türkiye genelinde Kültür Bakanlığı'na ait 300 'ü aşkın müze ve ören yerini bir yıl boyunca ,dilediğinizce ve ücretsiz bir şekilde gezebilirsiniz.
Ben müzeleri gezmeyi, tarihim hakkında bilgi sahibi olmayı seven biriyim. Zaten klasik yapımla eskiyi çok severim:) Fakat müze gezilerim okul yıllarımda gittiklerimle sınırlı ve çok az. O zamanlarda da gurup halinde gidip, çok hızlı gezmek zorunda kaldığımızdan hatırımda kalan pek bir şey yok. Utanarak söylüyorum ki Ayosofya'yı görmedim bile:(
Para verip müzeleri gezmek de "neye cimri , neye değilim" benim bile anlamadığım yapımla zoruma gidiyordu:) Ama şimdi o müze senin, bu müze benim dolaşacağım inşallah:)
Hatta verdiğim 20 YTL 'nin acısını çıkartmak maksadı ile şehir dışındaki müzeleri de görmek için gidebilirim:) Al işte karmaşık harcama tutumuma bir örnek:)) Dün uçak bileti acentasında çalışan arkadaşım Melisa'yı arayıp " haftasonuna denk gelen günlerde bana nere olursa olsun ucuz uçak bileti bak , müze kartım var da müzeleri dolaşçam" dediğimde kahkahadan kırıldı kaldı kızcağız:)
Ama haksız mıyım, şimdi bu kartın hakkını vermek lazım gelmez mi:)
Bu arada kültür turlarında müze ve ören yerleri ekstra ücrete tabidir ya, şimdi ben o ücretten de muaf olacağım:) Her yönü ile karlı bir iş anlıcağınız üzre,tavsiye ederim:)


"Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşamış tarihi olayları bilmek, doğmuş uygarlıkları tanımak, sahip olmaktan geçer"
Mustafa Kemal Atatürk

15 Temmuz 2008 Salı

Dolu dolu...

Merhaba, haftasonum gene renkli, yoğun ve güzeldi. Haftasonu kötü geçer mi hiçJ, aman geçmesin de zaten , hafta içi özlemle bekliyorum gelmesiniJ

Daha önceden bahsettiğim gibi Cumartesi günü liseden arkadaşlarımla buluştuk . Her buluşmada sayımız çoğalıyor, bu kez daha da kalabalıktık. Tam 12 kişi büyüktük. Ayşe, Fatma Zehra, Kübra ve iki çocuğu, Esra, Hülya ve 2 çocuğu, ABD’den Fatma, İzmit’den Özge, Ankara’dan Hatice, sınıfımızın tek doktoru Emine, Meryem ve 2 kızı da bizimleydi.

Evli ve çocuklu olanlar ilk başta dışarıda buluşmanın iyi bir fikir olmadığını söyleyerek itiraz ettiler. Sonra demokratlıkları ile büyüklük gösterip çoğunluğa uydular sağolsunlar. Ama itiraf ediyorum siz haklıymışsınız, o gün benim için çok çok mutlu bir gündü ,sizlerle olmak bana çok iyi geldi; fakat dışarıda kalabalık buluşmak zor oluyormuş. Özellikle yeni gördüğüm arkadaşlarımla pek konuşma imkanı bulamadım. O gün gelenlerden özellikle tebrik etmek istediklerim var. İzmit’ten atlayıp geldiği için Özge’yi, Kartal’dan sabahın köründe eşi ile karşıya geçip, saatlerce eşinin pis iş yerindeJ buluşma saatimizi sabırla beklediği için Esra’yı ve oğlu milli felaket Semih’e rağmen her zaman uyumlu olan, her zaman tadını çıkarmayı bilen , her zaman sakin ve rahat olan, hiçbir gezmeye “hayır” demeyen canım arkadaşım Kübra’yı tebrik ediyorumJ Kübra inş. Ben de senin gibi bir anne olurum, süpersinJ

Kızlarla ayrıldıktan sonra Fatma Zehra’nın evine kahve içmeye gittik, Sevin, Fatma ve ben.

Oradan da geçen hafta sözleştiğimiz üzre Sevin ile İclal ‘e gittik, Saliha ve Aysel’i de alarak.

İclal harika bir sofra hazırlamış bizlere. Yemeklerimizi yedikten sonra tabu oynadık J İclal ve Sevin ilk kez oynuyorlardı ama ikisi de zeki olduğundan berabere sonuçlandı skor. Güzel bir gecenin ardından sabah güzel bir kahvaltı ile birlikteliğimizi noktalayıp vedalaştık Sevin ve İclal ileJ “Gene geliriz “demeyi ihmal etmedik elbetteJ

Aysel , Saliha ile vitrinleri dolaşıp, Müc’ün “bişeyler yapalım” diyen telefonundan sonra gezmeye doymayan bizlere Süleymaniye yolu göründü anidenJ Müc ile buluşup Süleymaniye’ye gittik birlikte. Orada da tabu oynadıkJ Dışarıda tabu oynamak biraz riskli Saliha mızıkçısı kavga çıkartıyor, insanlar tuhaf tuhaf bakıyorJ Gene skor haksız yere berabere sonuçlandı sayesinde. Allah'ım bu benim kardeşim olamaz inanılmaz cadı J

Sorsanız “haksızlığa tahammülüm yok” der, ama basbayağı cadı işteJ Neyse henüz bekar olduğundan çok kötülemeyeyimJ Diğer bütün huyları güzeldirJ

İşte böyle sevgili günlüğüm, bir hafta sonunu daha bitmesin isteyerek bitirdim. Ama tüketmedim, güzel anılarla doldurup, bir ömür boyu yaşatmak üzre hoş hatıralarıma ekledim.

Ey güzel hatıralar, çoğalın e mi siz, cümleninkiyleJ, sevgiyle…


Not: (OLMASI GEREKEN) Cumartesi günü ABD'den gelen biricik arkadaşım Fatmacığım sağolsun çikolata getirmiş bizlere. Nereden aklına geldi bilmiyorum, çok mahcup oldum. Dedim onca uzak mesafeden ne gerek var çikolata getirmeye, hem İsviçre olsa, Avusturya olsa anlarım , burda çok daha güzelleri varken incelik yapıp taaa ABD'den çikolata taşıman büyük incelikti . Ağzımızı tatlandırdığın için çok teşekkür ederim şeker arkadaşım Fatmacığım:)

Not: (OLAN) Ee be Fatma , ben sana çikolata getir diye başının etini yerken, bu kadar az mı getir dedim. Neydi o öyle dişimin kovuğuna yetmedi:) Zaten herkesin içinde açma , bana ver sadece dedim , geçen sefer de milletin içinde açtın bölüşmek zorunda kalmıştım. Zaten getirdiğin azcık bişey o da dağıtınca bitti. Bir de paketin içinde bi sürü çeşit vardı ben bikaçının tadına bakabildim , özellikle çeşit çikolata getiriyosan , her çeşidinden yemem gerekiyo. Neyse artık insanlık bende kalsın, bunca olumsuzluğa rağmen sana teşekkür edeyim
çok merci canımcığım, daha çok daha güzel çikolatalarla TR ye sık sık gelmen dileği ile:)

Unutmadım...




Yıl 1992, henüz çocuk sayılabilecek bir yaştaydım, unutmadım…
Hiçbir savaşa anlam veremem ben, o zaman da verememiştim.
Dünya ölümlü ise neden insan insanı öldürürdü ki, hem de kalleşce?...
Öldürmenin başka türlüsü de yoktu zaten. İçim acıyordu, yüzlerini bilmediğim, dillerini bilmediğim, haritada yerlerini belki bilemediğim insanlara yapılan zulmü gördükçe, tv den izledikçe içim acıyordu. Günlerim gecelerim hep o insanları düşünerek geçiyordu . Ne suçları vardı ki, neden bu muameleye maruz kalıyorlardı ki? Hele çocuklar ve anneleri…
Annemin yerine kendimi koyduğumda durum vahşetti, kendimin yerine annemi koyduğumda da… O anne ve çocuklar aklımdan çıkmıyordu hiç.
Bitmiyordu savaş bir türlü, mutsuzdum, hiç bişey yapamadığımıza kızıyor ,ağlıyordum. Sadece dua okuyor, bir de şiir ve mektup yazıyordum onlara. Aşağıdaki şiiri o günlerde yazmıştım ve her platformda ağlayarak okurdumL

Bosnalıma

Sana vuran eller kırılmadı mı?
Sana söven diller tutulmadı mı?
Sana zulmeden zalim yok olmadı mı?
Olur Bosnalım olur, elbet zalimler de kahrolur.

“Yaşamadıkça bilinmezmiş, acımızı anlayamazsın” deme.
“Nasıl kardeşiz biz , destek vermediniz” deme.
İnan kardeşim bedenim burada ama,
Vallahi de billahi ruhum Bosna’da.

Sabret kardeşim, biraz daha sabret
Zafer dolu günler, yakındır elbet
Kolay değil elbette sebat etmek onca eziyete
Ama unutma ki sebat eden bulur mükafatı Cennet’de

Şu anda senin anan-baban şehit oldu
Şu anda ölü kardeşinin eti senin midende
Şu anda korkusuzca sen savaşıyorsun cephede
Ya ben , zannetmeki mesudum, dualarım seninle

1995 yılıydı, günlerde 11 Temmuz, yer: Srebrenitsa…
Akıllar almıyor, insan olduğundan utanıyordu insan. Vicdan denen şey insana aitse, bunlar insan değildi. Eğer bunlar insansa ,vicdan denen şey yalandı. Bu satırları yazmakta zorlanıyorum, göz yaşlarımı durdurmakta da. Nasıl anlatılır, nasıl izah edilir ki “2. Dünya Savaşından sonra en büyük etnik katliam” olarak anılan , binlerce kişinin 5 gün içinde öldürüldüğü o günlerden nasıl bahsedilir ki. Gözü dönmüş olmalı bu insanların, savaş bile anlamsızken, savaş olmadan bir bölgeye girip kadın ,çoluk-çocuk, yaşlı demeden nasıl kurşuna dizebildiler ki? Hem sadece öldürmekle kalmadılar tecavüzler, neler neler…
Bu katliamdan önce Srebrenitsa’lı Boşnaklar silahlarını bırakmıştı BM ‘nin verdiği güvence ile. Hollanda’lı askerler koruyordu onları göya. Gözleri önünde bu katliam yaşanırken hiçbir şey yapmayan Hollandalı askerlere daha sonra madalya verilmesi ve Uluslararası Adalet Divanı’nın bu olayı “soykırım” olarak nitelendirip Sırpları suçlu bulmaması ise daha sonra acı üstüne acı ekledi.. İlahi adaletin acılara su serpeceğine olan inançları ayakta tutuyor şimdi onları.
Yığınla toplu mezar bulundu, kemik yığını halinde. Ölenlerin kimlikleri belirlenemiyordu. DNA testi ile bilinenler ise ancak gömülüyor, kalanlar kimliklerinin tesbiti için bekletiliyordu.
11 Temmuz 2008 Cuma günü ise hala kardeşinin, eşinin, oğlunun, babasının cesetlerinin dahi bulunamayışı ile bekleyen insanların arasında diğerlerine nazaran şanslı denilebilecek 300 ‘e yakın kimliği tesbit edilmiş şehitler mezarlarına, ebedi istirahatlarına kavuştular. Şuraya bakın mezarı olmalarını şans görür olduğumuz bir katliam yaşandı dünyamızdaL
Tüm ailesini bu vahşi katliamda kaybetmiş bir annenin söyledikleri aklımdan hiç çıkmayacak.
“İnsanlar oğullarından gelin, torun beklerken biz cenaze, tabut bekliyoruz. Senelerdir bizim sevincimiz, neşemiz kalmadı. Tek neşemiz, tek umudumuz, maalesef baba, oğul ve eşlerimizin cesetlerini bulmak. Üzücü ama öyle. Onları uzun süre dönerler umuduyla bekledik... Hep dönerler diye umutlar içinde. Ama artık tüm umutlar da tükendi. Artık tek umudumuz onların cesetlerini bir bütün içinde bulmaktır. Allah bunu nasip ederse, çok mutlu olurum”
İnşallah nasip eder, duacınızımL
Evet unutmadım, unutmayacağım da…
Ne Srebrenitsa’yı, ne Afganistan’ı, ne Irak’ı , ne Filistin ‘i ne de başka bir savaşı, haksızlığı, caniliği….
Allah’ım savaşı izlemek öyle acıtıyor ki beni ne olur başka bir savaşa şahit olmayım yaşamım müddetince. Hiçbir çocuk da şahit olmasın, hiçbir insan da. Savaşın failleri de insan olsun artık.
Hiçbir savaşa fırsat verme, izin verme Allah’ım! Hiç kimsenin canı yanmasın, hiç kimse öldürülmesin bundan sonra. Amin…

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Canım Nilüm, iyi ki doğdun ve iyi ki ablamsın...


Merhaba , 12 Temmuz Cumartesi günü ablam, en yakın arkadaşım ve "kız kardeş çok büyük bir nimet, kızkardeş gibisi yok" dememe sebep olan , iki kız kardeşimden biri Nilü'nün doğum günü idi. Nilü'ler o gün tatile çıkacaklarından Cuma akşamı kayınvalidesine ve bize geldi vedalaşmaya. Bize zaten geç gelmişti, enişteme 00,00' a kadar kalmalarını tembihledik . Saliha, üzerinde"iyi ki varsın kara akrep" yazan küçük bir pasta yaptırmıştı , tam 00,00 da, yani 12 Temmuz'da doğum gününü kutladık:) Kara akrep lakabı rahmetli, Aşık dedem'e aittir:) Aşık dedem herkese lakap takardı. Ablam da aramızdaki en esmer kişi olduğundan ona o lakabı uygun görmüş olacak. Esmer dediğime bakmayın bembeyaz, sadece bizden biraz daha siyah kaşlı ve gözlü:) Bizim ailede çoğunun kaşı yok gibi bişey zaten:) Neyse lakabı ile müsemma olur sanırım tatilden döndüklerinde:) Canım yeğenlerimi şimdiden çok özledim.
Bu arada sevgili Nilü, iyi ki doğdun, iyi ki varsın ve iyi ki benim ablamsın. Senin gibi bir kardeşe sahip olduğum için çok ama çok şanslıyım, tabi sen de benim gibi bir kardeşe Nilü ailemizin en becereklisidir. Yengeç burcundan olması ile hep övünür." Biz olmasaydık, sizler aç kalırdınız "der :) Çok iyi bir ev hanımıdır. Ama çalıştığı yıllarda da çok iyi bir iş kadını idi. Okul hayatında da çok iyi bir öğrenci.Aklı zehir gibidir , zekası ile de çok övünür zaten:) Sanırım biraz megalomanyak:) Bunları yazarken farkettim:)
Halı örer, pasta yapar, elinden her iş gelir. Kafayı bir şeye takarsa mutlaka o iş üstünde yoğunlaşır ve dikkatini sadece o işe verir. Evinde sudoku çözdüğü zamanlar yeğenlerimin perişanlığını bilmem anlayabildiniz mi:) Çok rahat, psikolojisi çok düzgün biridir. Ben çoğu şeyi onla paylaşır, ondan akıl alırım . Yaaa onun için yazacağım çok şey var fakat zamansız yazmışım, patronum başımda dikiliyor da:) Neyse artık siz bilin ki o benim ablam
O olmasa idi hayatım çok eksik olurdu eminim.
Seni çok seviyorum Nilücüğüm, hayatın boyunca eniştemle, yeğenlerimle ve bizle hep huzurlu, sağlıklı ve mutlu yaşa inşallah. Nice senelere...

11 Temmuz 2008 Cuma

Anlatamıyorum...

Merhaba, hayırlı ve bereketli bir Cuma günü geçirmenizi diliyorum hepinize.
Her gününüz hayır, her işiniz bereketli olsun inşallah.
Duaya muhtaç biri ancak bu kadar dua eder diye bir görüşüm var benim:) Bu görüşüme inanın ve bana bolca dua edin e mi:)
Bu arada ezberimdeki şiirleri , bitene dek ve aklıma geldikçe sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Nevbahar klasiği oldu bu:) Bugün paylaşacağım şiiri lisedeki edebiyat hocam Ayla Abak ezberletmişti bize. Biz diyorum ama bilmiyorum benden başka ezberleyen olmuş mudur:) Keşke daha da çok ezberletseydin canım hocam. Sen benim unutamadığım birisin. İzini kaybettim, bulmayı çok ama çok istiyorum. Sen edebiyat sevgisi ile dolu geçen yıllarımda benim için bir şanstın, iyi ki varsın ve iyi ki senin taleben olma şerefine nail oldum.
Şiirime gelince Orhan Veli Kanık'ın "anlatamıyorum"'u...

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

10 Temmuz 2008 Perşembe

Merhabalar efendim:) Bütün sitemime rağmen blogcu alemindeki suskunluk devam ediyor malesef:( Ama ben susmayacağım:) Haykıracağım :) Sanırım abarttım:)
Yaaa şaka bir yana yorumlar da kesilince insanın yasazı gelmiyor:)
En son Pazartesi günü yazmışım. Ben sondan başlayayım her zamanki gibi.. Dün arkadaşım Nurgül'ün yeni evine bakmaya gittim. Henüz taşınmadı ama dört gözle taşınmasını bekliyorum:). Manzarasına bayıldım evinin güle güle oturursun inş. Nurgülcüğüm. Salı günü Saliha ile birlikte alışveriş merkezine gittik, Nurcan ile buluştuk. Oradan da birlikte yemek yedik. Pazartesi günü çok eski ve çok yakın arkadaşım Gülden, annesi ve gelinleri ile geldi bize . Gülden Ankara'da yaşıyor. Evlenip gelin gitmesi ile uzaklaşan mesafelerimiz , hiç arkadaşlığımızı uzaklaştırmadı. Zaman zaman biz gittik Ankara'ya, o annesinin de burada olması sebebi ile sık sık geldi. Hilal,Nilü ,Gülden ve benim paylaştığımız öyle çok acı tatlı olay var ki. O güzel günleri hep tebessümle anıyorum ve arıyorum. Tabi Gülden gelir de Nilü gelmez mi:) o da bizdeydi. Hilal Rize'de olduğundan yoktu malesef.
Bu arada ben nasılım ?
Bilemiyorum içimde bir sıkıntı var, o sıkıntı hayra çıkacak inş. diye ümit ediyorum. Havaların sıcaklığı, başkalarının dertleri, kendi sıkıntım vs. derken anlamsız bir mutsuzluk var bende. Tabir-i caizse manyak gibiyim:)
Bu hafta sonu planlarım var liseden arkadaşlarımızla sözleştik, akşam da İclal'de kalmaya karar verdik. Belki o günleri yaşamak sevinç verir. Sevinci ummamak lazım , yaşamak lazım di mi:) Bakmayın sızlandığıma çok şükür ki yaşıyorum Allahım...
Sevinç dolu güzel günlere...

7 Temmuz 2008 Pazartesi

Günlerim yine yoğun ve yorucuydu ama çok güzeldi...

Merhaba, herkese iyi,serin,mutlu bir hafta diliyorum. Çok ilginç bir şeyi farkettim dün. Arkadaşımdaydım bloğuma bakayım ve diğer biloglarda gezineyim dedim ki Asheke'nin bir sürü yazı eklediğini gördüm. Benim bilgisayarımdan açtığımda zenci adamın resminin olduğu yazı vardı sadece. Hatta bir gün "nerelerdesin" diye yorum bırakmıştım. Bende eklediği yazılar görünmüyor nedense. Sonra blah blah in bloğuna baktım onda da yeni yazı var bende görünmüyor. Neden olduğunu bilmiyorum bu sabah baktım gene aynı. Çözmeye çalışacağım , msn. nime de virüs girdi ,iş bilgisayarımın kafayı yediğinden şüpheleniyorum:) Asheke sen de "neden yorum bırakmıyor bu kız" diye düşünmüşsündür belki de:)
Bu arada Perşembe günü kızlarla beraberdik kandildi bol bol dua ettik birbirimize. Birer çay içip pastanede, evlerimize dağıldık sonra. Cuma günü Nilü'ye gittim akşam, yeğenlerimi sevdim bol bol. Cumartesi günü her zamanki gibi Figen'de kahvaltıdaydım:) Oradan alışverişe çıktım ve Nilü'ye uğradım tekrar. Akşam arkadaşım ve akrabam olan Ferit 'in düğünü vardı. Ailecek oradaydık. Harika bir düğündü, bol bol yedik içtik geldik:) Ferit'e ve Zeynep'e ömür boyu mutluluklar dilerim. Dönüşte Aysel'e gittik Saliha ile. Birsen 'de vardı. Pazar sabahı ise ben kızları kahvaltıya götürdüm. Kahvaltıdan sonra İclal ile Gülcan'a gittik. Gülcan'ın dünyalar tatlısı oğlu Alperen 6 aylık oldu ve biz ancak yeni görebildik. Çok da kayıpta olduğumuzu anladık tabi. Akşam üstü de okulumuzun pilav gününe katıldık İclal ile, Sevin'le buluşup. Güzel bir gündü ama bizim sınıftan kimseye rastlayamadık malesef. Eeee yıllar geçtikçe meşakkatler artıyor insanlar fırsat bulamıyor senede bir kez de olsa görüşmeye. Neyse ki biz arkadaşların çoğu ile zaten görüşüyoruz.
Yoğun bir hafta sonunu geride bıraktım. Herkes hafta sonu dinleniyor , ben ise yoruluyorum:). Ama mutlu olduğumdan bu yorgunluk dokunmuyor neyseki:) Bakalım bu hafta neler yaşanacak , her gün eksilen ömrümün günlerinde.
Güzelliklerle dolu anlarımın çoğunlukta olmasını temenni ediyorum. Sevgilerimle...

3 Temmuz 2008 Perşembe

Regaib kandiliniz mubarek olsun dostlar...

Merhaba, bugün hicri Receb ayının ilk günü ve de ilk Cuma gecesine rastlaması nedeni ile Regaib kandili. İki güzel günün yanına bir de mubarek Cuma gecesinin güzelliği eklenince değmeyin keyfimize:). Benim gibi uyanıkların bu geceyi güzel geçireceğini ümit ediyorum. Af ve mağfiret ayında günahlarımızın affı ve dualarımızın kabulü için bol bol dua edelim , hatta bol bol birbirimize edelim ki daha çabuk kabul olsun:) Bu da bir uyanıklık işte:) Yüce yaradanımız öylesine cömert ki isteklerimizi sakın sınırlı ve kısıtlı tutmayalım. Bol ve çok isteyelim dileklerimizi. O , O'nun şanının yüceliğini tastik edişimizden hoşnut oluyor biz istedikçe. Bu gece affolunan kullar arasında olmamızı talep ediyorum ben Allah'tan. Bir de başka hiç bir yerde bulamadığım dinimizin bütün güzel hasletlerine ulaşma gayreti içinde olmayı talep ediyorum . Yaratılmışların en üstünü ve şereflisi insandır. Ben insan olmaya layık bir insan olmak istiyorum. Sadece kendini düşünen değil başkalarını da düşünen., sevmeyi bilen, bencil olmayan; doğanın, hayvanların ve tüm canlı kardeşlerimizin hakkına riayet eden bir insan... "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" demeyen, hep iyiye güzele karşı gelişme gayreti olan bir insan, hep akl-ı selimle hareket eden, kalbini çirkinliklerle karartmayan bir insan... Dünyamız için de , savaşların, haksızlıkların, zulümlerin, açlıkların, ekolojik felaketlerin, ahlaksızlıkların, afetlerin son bulmasını talep ediyorum Allah'tan.
Bugün çok dua edesim var ama vaktim şimdilik sınırlı. Sizler de kocaman bir amin deyiverin bakalım:)
Allahım bizi sev, bizi sevdir, bizi cennetin ile sevindir!
Amin...

2 Temmuz 2008 Çarşamba

Şttttt blogcular uyuyor musunuz:)

Merhaba demiyorum size:( Küskünüm çünkü blogcu arkadaşlarıma :( Tevbe tevbe ölü toprağı mı serpildi üzerlerinize yaw, neden sesiniz çıkmıyor hiç bu sıra. Sıcaklar vurdu mu sizi, öyleyse daha iyi ya yazın serinleyin:)
Her sabah merakla açıyorum bloglarınızı yeni bi ekleme yapmamış oluyorsunuz çoğu kez . Yorumlarınız da kesildi. Ay işler de durgun canım sıkılıyor anlasanıza:) Hadi yazın, anlatın, paylaşın . Biraz canlanın göreyim sizi, sobeleyin, mimleyin hareket katın şu blogcu alemine:)
Güzel muhabbetlerin çoğalması dileği ile...

1 Temmuz 2008 Salı

Kaldırımlar...


Merhaba, zaman zaman ezberimdeki sevdiğim şiirleri yazmaya devam ediyorum . İşte onlardan biri Necip Fazıl Kısakürek'in "Kaldırımlar"'ı...



Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir kuyuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..

30 Haziran 2008 Pazartesi

Gezmeler:) ...


Merhaba, gene birikti günlerim, gene uzun bir yazı olacağa benziyor bu yazıJ Akıbet yoğun geçen günlerimden belli zatenJ Efendim yeni bir haftaya başlamanın hüznü ile iyi haftalar diliyorum cümlenizeJBu hafta benim için yoğun ve sıkıcı olacak;zira ofisimi paylaştığım iş arkadaşım izne ayrıldı. Onun için sevindim,kendim için üzüldüm tabiJ Eee ben gittiğimde de o yalnızdı, çaresi yok katlanacağım.
Çarşamba günü herkes milli maç telaşındayken ben Yaprak Dökümünün finalini izlemenin telaşındaydımJİş çıkışı Nurgül’e gittim, sonra eve gelip finali izledim:),bittikten sonra da biraz Yeliz’de oturup, kitabımı okudum daha sonra. Ne kadar ruhsuzsun demeyin ne olur kazanmamızla mutlu olacağım gibi kaybetmemizle üzüldüm elbette. Ama karınca kararınca bir histi benimki. Yeterince abarttılar, saçmaladılar, “inşallah”sız “maşallah”sız salladılar ki insanlar, ben uzak kalmayı tercih ettim. Her şeyde vardır bir hayır, sevinmenin ve üzülmenin adabını öğrenemedik milletçe. O silahlar susmadıkça ben yenilmiş olmayı tercih ederim. Geçen maçta bir can ile daha oynanmıştı, unutmadım. Sadece kupaya ya da skora endekslenmekten kar zarar analizi yapamaz, denge unsurunu hesaba katamaz olduk:(
Perşembe günü Deniz,Derya,Ayşe,Saliha ve ben buluştuk. Ardından tesislere gittik, Seda’da geldi biraz tabu oynayıp evlerimize dağıldık. Cuma günü teyzemler kuzen Engin’ e gideceklerdi beni de aldılar iş çıkışı. O gece orada kalıp , ertesi sabah eniştem ile birlikte döndüm.
Cumartesi günü Gönül ablama yardım etmeyi planlıyordum son kez ; fakat o taşınacağı evdeymiş o gün. Figen’de kahvaltı yaptım, Hilal ile kahve içtik, Nilüfer’e uğradım arkadaşı Canan ondaydı. Akşam da Saliha ile birlikte Elmaslar’ın Kısırkaya’daki evlerine gittik. Deniz,Derya,Ayşe , Elmas ve annesi gündüzden gitmişlerdi. Elmas arabasını vurmuş giderken, başkası bırakmış onları da. 2 gün boyunca sürekli aksilikler oldu, sebebini idrak edemediğimiz. Cumartesi geç saatlere kadar oturduk birlikte bahçede. Fasıl yaptık, muhabbet ettik ve daha bir sürü şey. Harika bir geceydi, çok iyi geldi. Sabah kahvaltımızı yapıp “denize inelim” dedik. Denize gittik ki simsiyah bulutlar anında ve hızlı bir şekilde gelip, kızgınlığını üstümüze şiddetle boşalttıJ Kime kızdı bilinmez ama hakikaten kızgın olduğu belliydiJ “Haydaaa” dedik gayr-i ihtiyari , sonra yağmurdan da sevinç duymayı bildik, olması gerektiği gibiJ Eve geldik önce Mediha teyzenin yaptığı ciğerli içli pilavı yedik, sonra da mangal yaktı bize sağolsun Mediha teyze. Mangalımızı da keyifle yiyip arabasız olduğumuz için hızlı hızlı yola koyulduk. O akşam biz Saliha ile ısrarla çağıran Aysel’e de uğradık. Biraz oturup, biran evvel bu tempoda yorgun düşmüş vücutlarımızı dinlendirmek ve uyumak için kalkıp eve geldik. Son birkaç günümüzü de gene yoğun ama bir o kadar da güzel geçirdik çok şükür.
Sevdiklerizle, sevinçle yaşayacağımız anların çoğalması dileği ile…
(Bu arada resimdekiler Ayşe, Derya,Elmas ve DenizJ Küçük tatilimizin bitmesi ile hüzünlü ve yorgun halde yola koyulduğumuz sırada, yolda çektiğim fotoğraf. Kızlar sizi afişe ettim, meşhur oldunuz, hadi yine iyisinizJSaliha hanım her zamanki gibi evden çıkmakta gecikmeseydi , bu karede olacaktı,şansına küssün :)

26 Haziran 2008 Perşembe

2. KİTABIM BİTTİ:)


Merhaba,ikinci kitabımı da bitirdim. Hala kaliteli bir okuyuş olduğunu düşünmesem de zamanla kaliteli okuyuşlarıma kavuşacağımı biliyorum. Uzun bir süre ara verince okumaya, bu durumun normal olduğunu düşünüyorum. Bunu neden söyledim derseniz, yine kitabı anlatamayacağım daJ Sudamlam , yetiş!:))

Okuduğum kitap, Prof.Dr.Nevzat Tarhan’ın “Kendinizle Barışık Olmak” adlı psikoloji konulu kitabı. Kitabı okurken yeni bilgilere erişemedim sanki, hazine bulmuş gibi sevinemedim. Bildim bileli kendimi psikolojiye meraklı biri olarak ya çok psikoloji kitabı okuduğumdan; seminerlerine katıldığımdan, ya da Nevzat Tarhan’ı televizyonda ve radyoda çok dinlemiş olmamdan olabilir yeni bir bilgiye erişememiş olduğumu hissediyorum.Bir de sanki bana kitap, yazmak için yazılmış gibi geldi. Çok kaliteli bilgiler olsa da içinde karışık, karman çorman yazılmış sanki. İçinde Tarhan ile yapılmış roportajlara bile yer verilmiş. Sanki sayfalar doldurulsun çabası güdülmüş.
Okurken hep daha önce bu kitabı okumuşum gibi hissettim, kimbilir belki de okumuşumdurJ Fakat psikolojiye meraklı biriyseniz elbette okuyabilirsiniz. Ay ben şimdi hangi kitabı okusamJ. Havamı yesinlerJ Ama çok mutlu oluyorum, paylaşmam lazımJ Bu arada gene arka kapak yazısını kullanayım benJ
Kendimizi geliştirebileceğimiz bilgileri zihnimize ve eylemlerimize katacağımız sağlıklı okuyuşlara…

Duyguların Eğitimi
Ruh sağlığını korumanın yolu, insanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olmasından geçer. Kendimizle barışmak; duygularımızı denetim altına almayı başarmak ve hayatımızı amaçlarımız doğrultusunda yönlendirebilmek demektir. Bunun için duygularımızı eğitmeyi öğrenmemiz gerekir. Çünkü duygularımızı yönetebilmek bizim elimizdedir.Profesör Doktor Nevzat Tarhan "Kendimizle Barışık Olmak"ta tıbbın ve psikoloji biliminin verileriyle, kendinizle ve çevrenizle uyum içinde bir yaşama kavuşmanın ipuçlarını veriyor.Kitaptan Bazı Başlıklar:
- Beyin Hazinesini Yönlendirebilmek
- Ruh Sağlığımızı Koruma Yoları ve Tıp
- İçimizdeki Güç
- Ahlak Eğitimi
- Toplumsal Hayat; Sorunlar ve Çözümler
- Sağlıklı İletişim: İyi Diyalog
- Röportajlar

25 Haziran 2008 Çarşamba

Blogcu bozuldu, günler birikti...

Merhaba, ilk kez bir kere de açıldı blogcu:) Son zamanlarda fazla içmiş ayyaşlar gibi kafayı sıyırmıştı:) ve daha bunun gibi bir çok benzetme yapabilirim blogcunun hal-i pür melaline:) ; fakat henüz açılmadım, henüz sabah...
Tatilden geldiğimden beri doğru düzgün yazamadım, zaten doğru düzgün de yaşamadım. Ben çalışmaya, sıcağa hala alışamadım:(
Her zamanki gibi biriken günlerimi yazmaya dünden başlayalım, malum hatırlamam daha kolay oluyor. Artık diziler de yok nasıl günleri hatırlayacağım ben yaw:)
Dün akşam evdeydim:)
Bir önceki gün Elmas'ın ablası ve arkadaşım Rukiye'deydik Ayşe ve Elmas ile...
Pazar günü Elmas ve Saliha ile çay bahçesine gittik, oradan da Elmas'a...
Cumartesi günü komşum Figen,Hilal ve Gönül abla ile görüştüm gündüz:) Evcilik oynadık yine:) Gönül ablam taşınacak bu hafta , ona yardımcı olmayı çok istiyorduk ; fakat o buna yanaşmıyordu.Cumartesi günü zorla yardım ettim Gönül ablama, ve çok mutlu oldum tabi.
Akşam Sevin'in abisinin oğlunun sünnet düğününe davetliydim. İclal ile buluşup gittik. Sevin'ler Çerkez olduklarından adetleri bize göre çok değişik.Halk oyunları ekibinin gösterisinden sonra kendi hemşehrileri akordeon eşliğinde yöresel danslarını yaptılar. Bekar kızlar bir kenarda nazikçe alkış tutuyorlar, erkekler kızları seçip dansa davet ediyor, birlikte oynuyorlar , erkek eşlik ediyor kıza yerine bırakıyor, kız selam veriyor yerine geçerken.Diğer çift alıyor sahneyi:) Bildiğimiz dansa davetin gelişmiş ve kibar olanı işte:) Ama izlemesi çok zevkliydi. Yemek faslı bittikten sonra kalmanın bir anlamı yok diyerek kalktık :)) Şaka şaka araba yoktu, vasıtalarla zor olacak diye kalktık. Ama ikramın bitmesini bekledik kalkmak için:) O gece İcloş bende kaldı, geç saate kadar Nilü de oturduk.
Cuma günü İzmir'den gelen süt kardeşim ve kuzenim Ayşe'yi görmeye gittik teyzeme. Organizasyonu ben yapmıştım Türkiye maçını hesaba katmayarak, yapmaz olaydım:(. Nilü,Rukiye,Ülkü,Figen,Sevinç,Saliha,Engin,Mustafa,Eyüp ,Ayşe hepimiz teyzemdeydik. Düşünün bir de bunların çocukları var ve maç izlemeye çalışan erkekler:)... Son dakikalarda kadınlar da maç izlemeye kapılıp çığlık çığlığa bağırmaya başlayıp, ev savaş alanına dönüştüğünde çok pişman oldum birlikte toplanma fikrine. Eskisi gibi olalım istemiştik ama artık yavruların yavruları var:) Mümkün değil eskisi gibi olmak. Başım şişti, oturmamdan, konuşmamdan bişey anlamadım. Bir daha hepbirlikte biraraya gelmem dicem ama bugün de bizdeler aynı kadroya yakın kısmı, hatta daha fazlası:(
Perşembe günü Deniz, Elmas, Derya, Saliş toplandık, daha sonra Ortaköy' e gittik kumpir yemeye.
Salı ,Çarşamba evdeydim:)
Pazartesi günü Rukiye'deydik yine Elmas ile. Offff 3 gün haricinde hep gezmişim gene , ben de yazarken farkettim:) Bu yaz ben gezer dururum artık, kışın çok oturmuş gibi:) Yok yok gezmem sıcakta en güzel yer evi insanın:) Bilmiyorum ruh halime göre değişir aslında:) İşte böyle başını ağrıtırım bloğum, zırt pırt bozulma sen de
Birikmesin yazılarım ben de yorulmayım, sen de, okuyan da...
Kal bakalım sağlıcakla...

23 Haziran 2008 Pazartesi

Sobe...

Merhaba, Sudamlam beni sobelemiş ama ben ancak cevap yazabiliyorum. Malum blogcuyu açık bulmak çok zor. Zaten yakında ben de taşınacağım. Yetti gariJ
Sobe konusuna gelince, “çocukluğumuzda ya da gençliğimizde yaşadığımız kendimizce en tehlikeli ,en komik macera”
Yaa benim aklıma çok şey geliyo ne gelirse yazacağımJ
7 yaşımda aceleciliğimden dolayı anne babamı beklemeyip trenden inmeye kalkınca trenin altında kalmıştım. Yaşayacağım yıllarım varmış ki kurtardılar çok şükürJ Ama benim için ilk önemli maceramdır ; ki ilkokulda “başınızdan geçen bir hadiseyi yazın” dediğinde öğretmen hep bu anımı yazmışımdırJ O hep aynı soruyu sorunca , aynı cevabı yazmam normal benceJ
Sonra gene aynı yıllarda koşuşturunca evde, 5 bardak kaynar çay dökülmüştü yüzümeJ Annem biz hastalanınca babam çok kızdığı için o gün arkamı döndürüp yatırmıştı babam görüp anneme bağırmasın diye, ertesi günü götürdü doktoraJ 1 günlük gecikme Allah’tan zarara sebep vermedi de hiç yanık izi kalmadan atlattım o olayı daJ
Zaman zaman Beykoz’dan ve Medişkom’dan bahsediyorum ya. İşte ben onlara çocukken çok çektirmiştimL 4 çocuğu ile eşi ölünce dul kalan Medişkom’a anne ve babam büyük alaka gösterirdi. Bize ne alsa yarısını onlara gönderirdi babam. Ben de çoculuk kıskançlığı mıdır hala sebebini bulamıyordum onlara sinir olurdum çocukken. Hep eziyet ederdim kızı Kamile’yeL Annem Nilü ile beni evde kitleyip bir yere gitmişti bir gün. Evimiz giriş kattı. Canımız pasta çekti, Nilü Kamile’yi çağırıp bisküvi ve puding aldırdı. O “ne yapacaksınız” diye sorunca “pasta yapacağımızı” söyledik. Umduğunu farkettik, birkaç kez “yaptınız mı pastanızı” diye sordu çünkü. Ama biz kalan pastayı anneme ayırmıştık, vermek istemiyorduk fakat şiddetle şaka yapmak istiyorduk. Ay devamını nasıl anlatacağımı bilmiyorumL Neyse devam ediyorum. Kakanın üstüne hindistan cevizi serpip kamileyi çağırdık “gel sana pasta vereceğiz” diye.O koşa koşa gelip aldı , pasta olmadığını anlaması ve annesinin balkondan takip etmesi aynı ana rastlayınca mahalle inledi tabi. Akşam olaylar büyüdü. Medişko’dan , babamdan, annemden hayatımda yemediğim azarı yedim. O olay çok konuşulmuştu, çoookkk. Fikir ve eylem Nilü’nündü, pastayı verme işlemi benim. Ama adım çıktığından Nilü’ye yüklenilmemişti bu olayda. Bakmayın bisküvili pasta yaptığımıza yaşımız çok büyük değildi o olay yaşanırken. Aklım ermeye ve eziyetlerimi sonlandırmaya karar verdikten sonra hep özür diledim Kamile’den, özellikle de bu olay için. Helallik de aldım, şimdi onu çok ama çok seviyorum. Onlarla biz koca bir aileyiz . Beni ayıplamayın ne olur, adı üstünde çocukluk işte. Kamileler kızını her yaramazlığında veya hainliğinde bana benzetirmiş . Çocukcağız ismimi duyduğunda çıldırırmış, kötü ,küfür gibi bişey sanıyormuşJ Sonra beni tanıyınca ismimi duymak kızdırmaz olmuş onuJ Hala “aynı sen gibi hain” derler yaramazlık yaptığındaJ Ama “inşallah sonu da sen gibi olur” diye eklemeyi unutmazlarJ Her şeye rağmen beni çok sevdiklerine seviniyorumJ
Bir de Nilü hatırlattı, o geçmişi iyi hatırlar ben biraz balık hafızalıyımJKüçükken parmağıma teneke gibi bir şey geçirmişim, sanırım yüzüğe benzettimJ O şey çıkmayıp, parmağım morardığında sabun, krem, zeytinyağı da çıkaramayınca doktora koşturdular beni. Nilü de bizle geldi. Ağlaya ağlaya bir hal olmuştu “kardeşimin parmağını kesmesinler” diye. Sonradan her kavgamızda ben ona “ beni çok seviyosun sen” der , parmağım kesilmesin diye ağlamalarını hatırlatırdımJ Doktor , sağolsun o olayı da ucuz atlatmamı sağladı:)
Ve daha bir çok tehlikeli olay yaşadım haylazlıkla geçen çocukluk yıllarımda. Şimdilerde tehlikeli olmasam da, komik anılarımın sonu kesilmedi hiçbir zaman. Hep gülen pencereden baktım hayata. Ağlatan yanlarını görmemezlikten gelemesem de , dillendirmedim kolay kolay. Acıyı büyütmedim hiç, en azından dışımdan büyütmedimJ Sevmiyorum acıyı, sadece çiğ köftede keyif alırım. Ama acının bana olan sevgisinden eminimJ Sağolsun, sever, sayar beniJ Sevginin zararı olmaz, varsın sevsin ne edeyimJ
Ben kimleri sobelesem? Blah blah, gelin Ayşe, Zeynep Melike , Kelebeğin efsanesi, ebe!!!

20 Haziran 2008 Cuma

Ruh Bakımı...


Merhaba, kitap okumaya başladığımı övünerek değil ama sevinerek bir kaç kez dillendirmiştim:) Gök görmedik bir kitap okumuş bakalım daha kaç kez yazacak:)
Ne yapayım sizleri şahit tutuyorum ki bir daha kitap okumaktan vazgeçmeyeyim. Bildim bileli kendimi kitapları sevip, onlardan istifade etmiş biri olarak 3-4 yılı okumayarak, okuyamayarak geçirmenin eksikliğini yaşadım. Şimdi tekrar döndüm kitaplarıma, kütüphanemde o kadar çok garip kalmış kitabım var ki anlatamam bir ömür yeter belki de. Fakat nedense kitapçıya gidip yeni kitap almak ya da başkalarının elinde gördüğüm kitabı isteyip, okumak cazip geliyor bana:) Çocukken komşumuzun kızı vardı, Kübra. O evlerinde kuşun sütü eksik olsa da bizde yemek yemeği severdi . Annesi "tok evin aç kedisi" derdi ona:) Sanırım ben de öyleyim:)
Okuduğum kitaba gelince, okurken ya otobüsteydim, ya havuz başındaydım çoğunlukla. Ara verdiğim için midir nedir çok dikkatimi toplayamadım okurken , kaliteli bir okuyuş değildi aslında. Çünkü ben kitabı çizerek, not alarak okurdum evvelden. Çok önemli bulduğum düşünceler vardı kitapta, aslında arkadaşlarla muhabbet esnasında kitaptaki konulara denk geldiği oldu . Bana hep böyle olur ne öğrensem hep o konuya dair sohbet geçer . Kimbilir insan bildiğini konuşuyor da ondan konusu geçiyordur:) Bu arada kendisine de dediğim gibi demeden geçemeyeceğim Sudamlam bu kitabı okurken çok geçti aklımdan. O , okuduğu kitapları çok güzel anlatıyor . Yazarlar bunu keşfetse kesinlikle istifade ederlerdi ondan, harika bir kitap eleştirmeni kendisi. Ben de keşke "o okusaydı kimbilir ne güzel anlatırdı bu kitabı" dedim anlatamayacağımın öngörüsü ile:) Öngörümün isabetli oluşunu kitabın arka kapağındaki yazıyı kitabı tanıtmak için kullanacağımda bir kez daha anladım:) Şimdilik siz kitabın kendi kendisini tanıtması ile yetinin, kusura kalmayın, ama sevgiyle kalın ...
Cilt bakımı'nın koskoca bir sektöre dönüştüğü, uğruna onmilyarlarca doların, nice emeğin ve zamanın harcandığı bir 'görüntü' dünyasının unutulan gerçeğidir ruhbakımı. Oysa mideler gıda, ciltler bakım istediği gibi, ruhun da bakıma, özene,beslenmeye ihtiyacı vardır. Gelin görün ki, 'madde'ye odaklanmışsa gözler, 'mânâ' unutulur. 'Cild'e ve 'beden'e yoğunlaşmışsa nazarlar, ruhlar bakımsız kalır. Ruhbakımı, işte bu gerçekten hareketle gelişen denemeleri içeriyor. Bir yandan modern 'yaşantıları eleştirel bir gözle değerlendirirken, öte yandan bizi yitip gitmesin istediğimiz 'öz'ümüze çağırıyor ve bir 'ruhbakımı'na davet ediyor. Peygamber ahlâkı ve sahabe hayatları üzerine yoğunlaşan bir sorgulamayla gelen, Saadet Asrı'nın aydınlığında bir'ruhbakımı'na...
Ruh Bakımı, sarsıcı ve uyarıcı bir kitap. Ama bir o kadar da şefkatli ve onarıcı.
Bu kitap, ruhunuza iyi gelecek...

19 Haziran 2008 Perşembe

İyi ki varsın Rukiş...


Merhaba, blogcunun azizliğine uğradığımız için yazılar, anlatacaklar birikti. Üstüste yazmak durumundayım; ama bundan büyük zevk alıyorum:) Yukarıdaki resimde görülen pasta sevgili kuzişim Rukiye'nin doğum günü pastası. Rukiş , benden tam 9 ay küçük, sanırım teyzem annemi kıskandı:)
13 Haziran doğumlu olan Rukişimizin doğum gününü isteği üzre tatilde kutladık, hem de iki kez:) Biri havuzda, diğeri restaurantta. Otel yetkilileri bütün pasta veremeyeceklerini söyledilerse de sağolsun Zeynep tatlılıkla(!) bütün pasta yaptırmayı başardı:)
Bizler 5 teyze kızı yaşlarımızın da yakınlığından olsagerek hep birarada büyüdük kardeş gibi. Geçen yıllar, farklı sorumluluklar olsa da hiç kopmadık birbirimizden.
Rukişciğim hayatın sağlıklı, uzun, huzurlu ve sevgi dolu geçsin hep.
İyi ki doğdun, iy ki varsın, iyi ki benim gibi bi kuzişin var:) çok şanslısın çookkk:))))
Seni seviyorum, nice senelere...